Bir insan için en zor şey kendisi için bir yazı yazmasıdır…

İnanın öyle…

Bir başka şey için,

Bir başka kişi için bir  ton yazı döktürürsünüz..

Adeta yazı bombardımanı yaparsınız da…

İş kendinize gelince işte yazı yazma tutkunuz, tutukluluk yapıyor…

Her insanın hayatı aslında bir romandır…

Bir insan doğumundan ölümüne kadar yaşadığı sürede pek çok iyi veya olumsuz şeylerle karşılaşır, kimi zaman çetin badireler atlatır, kimi zaman sevinir, kimi zaman üzülür…

Doğarken yalnız gelirsiniz bir aile içine…

Ölürken de yalnız gidersiniz insanların içinden…

Gökkkube’de hoş bir seda kalıverir sadece…

Bir çizgi bile belli olmaz belli bir süre sonra…

Ben, Dünya’ya bugün Türkiyemiz sınırları dışında bulunan bir yerde dünyaya gelmişim…

Tarih: 2 Mayıs 1960…

Bulgaristan’ın Kırcaali Vilayeti, Nanovitsa (Ali Bey’in Konağı) kasabasında…

Bir güzel bahar günü  dünyaya gelmişim…

Çiğdem, menekşe, sümbüller ile hakiki leylak( geyik çiçeği) gibi dağ çiçeklerinin sarp dağ yamaçlarında fışkırdığı…

Bütün bir kışta beyaz örtü ile kaplı olan bahçelerde sessizce duran ve kışta sadece serçe kuşlarına mola yeri görevi yapan erik ağaçlarının çiçek açtığı…

Ak yelin (lodos)’un yaman şekilde estiği ile erittiği karlarla derelerin ve ırmakların coştuğu…

Yeni doğan kuzucukların meleştiği…

Zınnancık yanlarından doğarak yakınımızdan geçip Büyükdere’ye karışan Kilitdere boyunda bülbülün ötmeye başladığı vakitmiş benim doğuduğum gün…

Yeşilin adam akıllı fışkırdığı günlerde gözlerimi açmışım dünyaya…

Alibey’in Konağı’nın mahalleleri olan Sidalıköy( SeyitAli) ün Kayımoğulları mahallesinden Baba tarafından Kayımoğlu Mehmet ile Eşi Hafize Hanım’ın, yine Sidalıköy’ün Orta mahalleden ana tarafından Mahmutoğullarından Kasım Hoca ile Eşi Nefize Hanım’ın torunu olarak Dünya’ya gözlerimi açmışım.

1904 yılında Gebze’de, daha sonra iki yıl da İstanbul Beşiktaş’ta askerlik yapan Annemin Babası, Ulu Dedem Kasım Hoca’yı ben elbette çok iyi biliyorum çünkü ben 14 yaşında iken 1974 yılında Hakkın rahmetine kavuştu Allah rahmet eylesin! Bize hep Türkiye’yi, İstanbul’u, Gebze’yi anlatırdı…

Gebze’nin Çoban Mustafapaşa Külliyesi’ni biz ilk olarak ondan dinlemişim. Dizinin dibine oturup o ocakta Yemen kahve değirmeni ile öğüttüğü kahvesini hazırlarken bir taraftan da bize eski yaşanan hikayeleri anlatırdı…Oranın ileri gelen adamıydı. Babası Mahmut Hoca da keza öyle imiş…Onların kökenleri de Konya Karaman tarafından.

Kasim dedem 1974 yılında 90 yaşında vefat etti…

Allah rahmet eylesin mekanları cennet olsun…

Annemin annesi olan Nefize Nenem (Anaannem)

Melek gibi bir insandı. Aslen Ürpek yanında Ahmatçılar köyünden…18 yaşıma kadar beraberdik, sonra Türkiye yolunda 1978 yılında ayrıldık.

Biz Türkiye’ye geldikten bir yıl sonra Anaannem bir sabah vakti namaz vakti son nefesini teslim ediyor. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah.

Babaannem (Hafize Nenem) aslen Ada (Potoçnitsa)doğumlu. Annesi Hamide Nene, Babası Hacı Hafız Hasan Efendi…

Büyükdedemiz Hacı Hafız Hasan Efendi tahsil için Edirne’yi mesken yapınca, daha sonra da da görev icabı ailesiyle birlikte Çanakkale Lapseki’ye yerleşen önemli Osmanlı kamu görevlisi…

Büyük Dedemiz Çanakkale Lapseki’de vefat edince Büyük Nenem Hamide Nenem babaannemi de alarak Bulgaristan’a Ada’ya, babaannemim Amcası  Mustafendilerin yanına dönmüşler.

Babaannem de çok iyi bir insandı. Devamlı güleç yüzünü unutmam hiç mümkün değil.

Babamın sülalesi Alibey’in Konağında Kayımoğulları. Kökenleri Konya Karaman tarafından gelme… Babamın Babası yani Mehmet Dedem, kalabalık bir nüfusa sahip bulunan ve hepsi de aynı mahallede yaşayan Kayımoğullarından  Kel Ali Osman lakaplı Ali Osman Dedenin oğlu.

Babamın Babası, Mehmet Dedemi 1979 yılında kaybettik. Tabi Bulgaristan’a cenazeye gidemedik  o zaman koşullar gidip gelmek için biraz  zordu…Mehmet Dedem 61 yaşında vefat etti. Bugünkü koşullar için çok genç bir yaş aslında…

Babaannemi 1981 yılında kaybettik. Ben onun ölüm haberini Kars Sarıkamış’ta asker iken aldım. Tabi arada sınır  var, nasıl gideceksiniz cenazeye mümkün değildi… Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.

***

1978 yılında  bizi ailecek Edirne’ye getirecek olan tren Gluhar (Sağırlar) istasyonuna yaklaşıyor…

Mehmet dedem yanımda, ikide bir bana sarılıp: “ Çöcüğüm ben sizi artık göremem…” deyip bana sarılıyor gözlerinden gözyaşları sel gibi akıyordu…

Hiç dedemi bu denli duygusal görmemiştim.

Aslında sert mizaçlı biriydi, şakacılığı da çoktu, ama sert mizacı vardı,biraz da babayiğit görünümü tabi ki… Konuşmayı ve anlatmayı çok seven birisiydi.

Çevre köylerden Alibey’in Konağı’na  fırına ekmek almak için gelen yaşlılarla birlikte ekmek çıkana kadar koyu sohbete koyulduklarını oraya gittiğimde görürdüm…Beni görür görmez kollarını açar, “Benim çöcüğüm gelmiş” diyerek sarılırdı…

Evet onu tren istasyonunda son kez gördüm ve son kez vedalaşmıştık. Ben onsekiz o ise altmış yaşındaaydı…

Biz Türkiye’ye geldikten sonra bir yıl sonra 1979 yılında onu 61 yaşında kaybettik… Allah bütün ölmüşlerimizle birlikte rahmet eylesin, mekanları cennet olsun inşallah…

Bugün 02 Mayıs 2021…Günlerden Pazar..

Ve takvimler  bizim yaşımızın da 61 olduğunu gösteriyor ve uyarıyor…

Evet ben bugün 61 yaşındayım…

Yani dedemin öldüğü yaştayım…

Herkese sağlık ve esenlikler diliyorum.

SAĞLICAKLA KALIN!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner221

banner146

banner182

banner76

banner181