Her çocuk farklı kişilik özelliklerine sahiptir. Karakter diye de adlandırılan bu özellikler, büyük ölçüde daha doğmadan, genler yoluyla belirlenir. Doğuştan gelen bu özellikler, çocukluk çağı dediğimiz 6-7 yaşına kadar yüzde seksen oranında gelişir ve biçimlenir. Geri kalan yüzde yirmilik karakter oluşumu ise 7 yaşından sonra, zaman içerisinde gerçekleşir.

Türkiye'deki zorunlu eğitimin 4+4+4 olarak 12 yıl olduğu düşünülürse, okul döneminin insanların karakter oluşumunda önemli bir rolünün olduğu söylenebilir. Çocukların taklit kabiliyetlerinin öne çıktığı bu dönem, bireylerin toplumsallaştığı ve beğenilerinin oluştuğu dönemdir.

Değerli Okurlarım,

Aileden sonraki en önemli eğitim yuvası olan okul, bir çocuk için sosyal çevreye açılan ilk kapıdır. Bu nedenle de, insanın kişiliğinin oluşmasında okulların çok önemli rolleri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz

Okul hayatında, işbirliği, kurallara uyma, paylaşma, üretme gibi davranış kalıplarını öğrenen çocuk, birey olma yolunda önemli mesafeler kateder.

Denilebilir ki, eğitimin en önemli amacı, bireyi yetişkin rollerine hazırlamak ve kendisini yönetebilme becerilerini geliştirmesine yardımcı olmaktır.

Şimdi gelelim can alıcı soruyu sormaya;

İnsanın yetişmesinde oldukça önemli rolleri bulunan ve insan ömründeki en az 12 yılı işgal eden okullar, acaba gerçek fonksiyonlarını icra edebiliyorlar mı?

Bu sorunun cevabı keşke "evet" olabilseydi. İşte o zaman, "kendini ifade edemeyen, sorgulamayan, araştırmayan, başkalarının hakkına saygı göstermeyen, kendi çıkarını toplumsal çıkardan daha fazla önemseyen bireylere sahip bir toplum" olmazdık.

Bugün, hepimiz gençlerin olumsuz davranışlarını gördükçe üzülüyor ve "bu gençler nasıl bu hale geldiler" diye kendi kendimize kızıyoruz. Ben, kendimize kızmanın yanında, eğitim sistemimizin de sorgulanması gerektiğine inananlardanım.

Okullarımızın eğitim kurumları olmaktan çıkıp, sadece öğretim kurumları haline gelmelerinin üzerinden epeyce zaman geçti. Hayata ve topluma insan yetiştiren kurumların başında okullarımız gelmiyor artık. Okullar, topluma bilinçli, düşünen ve sağduyulu bireyler kazandırmaktan ziyade, sınavlar için bilgili insan yetiştirmenin gayreti içerisindeler.

Eğitim sistemimizin içler acısı halinin birçok sorumlusu var tabi. Bunların başında "eğitim neferleri" diye bilinen öğretmenlerimiz gelmektedir. Sistemin getirdiği zorluklar ve yanlışlardan mı kaynaklanıyor ya da öyle ya da böyle, öğretmenlik mesleğini kabul etmiş ve yapmakta oldukları kutsal görev sebebiyle evlerine ekmek götüren pek çok öğretmenin, omuzlarındaki sorumluluğun bilincinde olmadıklarına şahit oluyoruz.

Maalesef öğretmenlerimizin eğitici vasıfları ortadan kalkmış ve sadece öğreten insanlar haline gelmişlerdir. Öğretmek kolaydır, eğitmek zordur. Çünkü, eğitmek için öncelikle öğretmenlerin uygun davranış kalıplarına sahip olmaları ve yetiştirdikleri çocuklara örnek teşkil etmeleri gerekmektedir. Bu da ancak iyi yetişmiş ve idealist öğretmenler sayesinde mümkündür.

Böyle olunca da insanın aklına, şu veciz söz geliyor geliveriyor hemen;

"Kendisi himmete muhtaç dede, gayrıya nasıl himmet ede?"

Yeri gelmişken, isterseniz eğitim ve öğretim kavramları üzerinde de biraz duralım;

Ünlü eğitim psikologlarından Tyler’a göre eğitim, kişinin davranış biçimlerini değiştirme sürecidir.

Öğretim kavramı ise, belli bir sistem dâhilinde bilgilerin bireylere aktarılması olarak tanımlanır.

Bu iki kavramı karşılaştırdığımızda, eğitim iyi insan olma, ahlaki değerleri benimseme gibi hedefleri barındırırken, öğretimin ise bireye daha çok bilgi aktarımını sağlayan süreç olduğunu ifade edebiliriz. Yani, eğitim kavramı öğretim kavramından çok daha geniş ve kapsamlı bir kavramdır.

Eğitim ve öğretim açısından ülkemizdeki okulların durumuna göz attığımızda ise, okullarımızda eğitimden ziyade öğretimin ön planda tutulduğu açıkça görebilmekteyiz. Okullar, öğrencilere bilgi yükleyen makineler, öğrenciler de kendilerine pompalanan bilgilerle donatılan robotlar haline gelmişlerdir. Bu acı durumun tek suçlusu, malesef sadece eğitim sistemi ve öğretmenler olmayıp, aileler de bu suça ortak olmaktadırlar. Çocuklarının iyi bir meslek sahibi olması, statü kazanması ve bol kazanç sağlaması gibi nedenlerden dolayı, eğitim arka plana itilip öğretim kutsanmaktadır. Sonuç olarak, bilgili fakat eğitilmemiş, psikolojik ve sosyolojik sorunlarla boğuşan doyumsuz insanlar topluluğu haline gelmek kaçınılmaz olmaktadır.

Eğitim ve öğretimde başarı elde etmiş ülkelerin sistemleri incelendiğinde, bireylere temelde iyi bir eğitimin verildiğini ve öğretim sürecinin bunun üzerine bina edildiğini görmekteyiz.

Bu ülkelerdeki eğitim sistemlerinin temel amacının, çocuklara sınavlarda başarı kazandırmaktan önce, topluma faydalı iyi insanlar yetiştirmek olduğunu anlarız. Eğitime verilen değerin, beraberinde öğretim başarısını da getirdiğini de şahit oluruz.

Finlandiya, Almanya ve Japonya bu konuda başarılı olmuş ülkelere örnek olarak verilebilir.

Amerika’daki Armadillo Teknik Enstitüsü’nün yönetici müdürü olan De Costa, "okullarında hiçbir hademenin bulunmadığını, bunun yerine öğrencilerin kendilerine tahsis edilen alanları ve hatta tuvaletleri bile temizlediklerini, bunu yaparken de dönüşümlü olarak öğrencilerin temizlik alanlarını değiştirerek adaleti sağladıklarını" belirtmektedir.

De Costa’ya göre, içinde oldukları ortamı koruma konusunda sorumluluk sahibi kendileri olduğunda, öğrencileri çevrelerine saygı gösterme konusunda teşvik etmek daha kolay olmaktadır.

De Costa, “Biz öğrencilerin gerçekten sahiplendiği ve kendilerine ait olduğunu bildikleri bir okul istedik” demektedir.

Darısı bizim ülkemizdeki okulların ve öğretmenlerin başına olsun...

Son söz;

Kuru bir öğretim, karşımıza insanlıktan uzak ve acımasız bireyler çıkarabilir. Oysa, iyi bir eğitim üzerine inşa edilmiş öğretim, başarılı ve iyi bireyler yetiştirmenin temel koşuludur.

Esen Kalın Sevgili Okurlarım... 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner125

banner146

banner162

banner160

banner150

banner98

banner76

banner167

banner151