Sevgili Okurlarım,

Bu haftaki yazımın konusunu, son günlerde şahit olduğum bazı hadiseler belirledi. Bu hafta sizlerle yasallık, hukukilik ve helallik konularında sohbet etmek istiyorum.

Yazıma başlamadan önce, (pek çoğunuzun dinlediğini düşündüğüm), edebiyatçı Alev Alatlı'nın "yasallık ve helallik" konusundaki internette dolaşan videosunu defalarca izlediğimi belirtmek isterim.

Sayın Alatlı sözkonusu konuşmasını, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve devlet erkanından pek çok kişinin hazır bulunduğu ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen, 2014 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde yapmış ve bu konuşma kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştı.

Konuşma, "yasallıkla helalliğin aynı manaya gelmediği, çünkü bu iki kavramın günümüzde maalesef birbirleriyle örtüşmediği" iddiası üzerine odaklanıyordu. Konuşma, sade vatandaşlar için önemli mesajlar vermekle beraber, özellikle devlet yönetiminde görev alanlar için de adeta bir manifesto niteliğindeydi.

Konunun derinliklerine girmeden önce, söz konusu konuşmadan çözümlediğim önemli bazı bölümleri siz değerli okurlarıma sunmak istiyorum:

- Günümüzde, helal olsun olmasın, haklı olma durumu yasalarca belirlenen bir durum haline gelmiştir.

- Aslolan, hakkın helal edilmesi ve helalleşmek olmalıdır.

- Helalleşmek, mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır. Çünkü, her yasal hak helal değildir ve olamaz.

- İflas eden kardeşinizin haraç-mezat satılığa çıkarılan evini satın almanız yasal hakkınız olabilir, ama helal değildir.

- İmar ruhsatı olan bir müteahhit, şehrin hakkına tecavüz ederken yasal olarak suçsuzdur, ama yaptığı iş helal değildir.

- Yeni ve çok daha ucuz olan bir enerji türünün pazara girmesini önlemek üzere üretim haklarını satın alan ve sümen altı eden bir petrol şirketi yasal olarak suçsuzdur, ama yaptığı iş helal değildir.

- Raf ömrünü uzatmak için ekmeğin içerisine kanserojen madde koyan fırıncının yaptığı, formülü ambalajın üzerine koyduğu sürece yasal, dolayısıyla suçsuzdur, ama helal değildir.

- Bir kalem darbesiyle atar ve lumpen ergenleri sokağa döken yazar, alevler afakı sardığında suç mahallinde değilse, olayları evinden seyrettiğini ispat edebiliyorsa yasal olarak suçsuzdur, ama yaptığı helal değildir. (Gezi Parkı olaylarının kışkırtıcıları olan bazı gazeteci, sanatçı ve yazarları ima ediyor.)

- 21. Yüzyılın en yaman toplum projesi, helal olanı yasal olanla örtüştürmek olsa gerektir.

- Kadim değerlerle rabıtası zedelenen özgürlüklerin, şerden yana bükülmelerini önlemek durumundayız.

- Yasaların tanıdığı haklardan, insanlık ve Allah adına feragat etmenin garipsenmediği bir düzen getirmek zorundayız...

Evet Sevgili Dostlarım,

Günümüz Dünyasının çağdaş Müslümanları da dahil olmak üzere, maalesef artık çoğumuz "helal" kaygısından uzaklaşmış vaziyetteyiz. Hatta, bırakın haramlarımıza yasal kılıf aramayı, yasalarca yasak edilmiş işler için bile fırsatlar arar hale gelmişiz.

Çünkü, nasılsa yasaları yapanlar biz değiliz değil mi (!)

"Yasaları yapanlar düşünsün" deyip kendimizi kenara çektik ve vicdan denen teraziyi kullanmayı çoktan bıraktık. Oysaki, aynen Sayın Alatlı'nın dediği gibi, "Helalleşmek, mahkemede dava kazanmaktan daha üstündür. Her yasal hak helal değildir ve olamaz"

İşte bu sebebten, iki cihan güneşi Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV);

Bir işi yapman için başkaları sana binlerce fetva verse bile onlara aldırma! Sen fetvayı kalbinden al! Kalbinin vereceği fetvaya uy!” buyurmaktadır.

Çünkü, bir şahsı yakından ilgilendiren bir meseleyi, (hakim bile olsalar) başkaları bütün yönleriyle bilemezler. Bu sebeple de verecekleri kararlarda hata edebilirler. Fakat kalbin sesi daima doğruyu söyleyeceği için yanılma ihtimali çok azdır.

Sevgili Okurlarım,

Alev Alatlı, "Yasallık mı, helallik mi" diye sorgularken, aslında kanuniliğin her zaman hukukilik anlamına gelmeyeceğini ifade etmektedir. Çünkü, hukukilik ile kanunilik ayrı ayrı şeylerdir. Hukukilik kavramı içerisine kanundan başka, örf ve adetler, ahlak kuralları, inançlar ve vicdan girer. Hakkı gözetmek demek olan hukukilik, Alev Alatlı'nın söylemek istediği gibi neredeyse helallikle aynı anlamdadır. O halde, her kanuni olan hukukidir denilemez.

Eski valilerden rahmetli Recep Yazıcıoğlu bir programda yaptığı konuşmada;

"Hukuk devleti mi kanun devleti mi? Biz kanun devletini kabul etmişiz. Ee, mafyanın da kanunu var? Peki o zaman nasıl olacak bu iş? Uganda'da da kanun var, Saddam'da da kanun var..

Kanun devleti değil, hukuk devleti olacak. Arada çok fark var..." demiştir.

Bu sözler çok haklı ve doğru sözlerdir. Çünkü, kanunları gücü elinde bulunduran iktidarlar yapar. İktidar sahiplerinin ehil, bilgili ve vicdanlı olduğu toplumlarda bu durum belki sorun teşkil etmeyebilir. Lakin, zalim, ehil olmayan ve bilgisiz iktidarlar elinde, devlet kanun devletinden, ve hatta (bir adım ötesi olan) anarşi devletinden öteye geçemez.

Oysaki hukuk devleti, vatandaşlarının ve diğer insanların, hatta his sahibi bütün canlıların hak ve hukukunu gözeten devlet demektir.

İşte bu nedenle de, insanlığın en önemli ve acil işlerinden biri, hukukilikle kanuniliği örtüştürmek olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, hukuki olmayan kanunlara bir de vicdansız hakimler eklendiğinde, hiçbir güvencemiz kalmamış demektir.

Bu haftaki sohbetimizi, Şair Tevfik Fikret'in İttihat ve Terakki dönemini anlatmak için yazdığı  "Doksan Beşe Doğru" şiirinden bir bölümle bitirmek istiyorum:

Bir devr-i şeamet, yine çiğnendi yeminler;

Çiğnendi, yazık, milletin ümmid-i bülendi!

Kanun diye topraklara sürtündü cebinler;

Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi...

Bihude figanlar yine, bihude eninler.

(Öyle uğursuz bir devir ki verilen sözler unutulmuş, yeminler çiğnenmiş, milletin büyük umutları söndürülmüş, kanun diye insanlann alınları topraklara sürtülmüş, kanun diye diye kanunlar çiğnenmiştir. Yine bir yığın boşuna ağlama ve inlemeler ortalığı kaplamıştır.)

Esen Kalın Dostlarım... 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner125

banner146

banner98

banner76