Yazılarımızı takip eden okuyucularımızın da kabul edeceği gibi Ryu Murakami’nin  “Dünyadaki yüz bin şehrin her birinde güneş benzersiz şekilde batıyor. Sadece bunlara şahit olmak için dahi seyahat etmeye değer.” İfadesi uyarınca seyahati seven bir grup tarafından oluşturulan ve artık Türkiye genelinde Marka olma yolunda hızla ilerleyen ROTASIZLAR SEYAHAT GRUBU  son geziyi  her Türk evladının görmesi gerektiğine inandığımız Karaman’ın Ermenek ilçesine yapmıştı.

Ermenek Belediye başkanı Atilla Zorlu’nun da ömrümüzün sonuna kadar unutamayacağımız olağanüstü misafirperverliği sayesinde büyük keyif aldığımız yolculuk sonrası Grup üyelerimizin kararı ile bu kez de destan şehrimiz Çanakkale’ye doğru gitme durumu ortaya çıktı.

Sabah 06.00’da Gebze/Mehmet Akif Ersoy Camisi önünde toplanan ve bünyesinde Yüksel Ercan-Nusret Acur-Birol Elüstü- Aydemir Özcan-İsmail Nazlı ve Hayati Bayram’ın bulunduğu ROTASIZLAR SEYAHAT GRUBU gezi boyunca uğrayacağı güzergahları ve o güzergahlarda ki konaklanacak   zamanı not aldıktan ve Aydemir Özcan’ın “Kazasız-Belasız” bir yolculuk için okuduğu duadan sonra “Hadi Bismillah” diyerek Şehitler diyarı destan şehir Çanakkale’ye doğru yola çıktık.

Böylesi yolculuklar için okuyucularımıza sabah 06.00 saati belki biraz erken gelebilir, Ancak trafiğin son derece sıkıntılı olduğu Marmara bölgesindeki yerleşim merkezlerini  daha çabuk ve sorunsuz çıkmak, zamandan kazanmak, güne ve güneşe daha fazla sahip olabilmek adına erken saatlerde yola çıkmanın gezginlere çok büyük katkı sağladığına inanıyoruz.

Bizde zamanı daha iyi kullanabilmek adına erken saatlerde yola koyulup İstanbul’u çıktıktan sonra Tekirdağ İstikametine doğru yöneldik,  Böylesi zamanlarda çok büyük öneme haiz olan Kahvaltı’yı daha önceden planladığımız konaklama alanlarında yapmaya çalıştıysak ta Pandemi dolayısı yol güzergahındaki pek çok işletmenin kapalı olduğunu üzülerek ve içimiz acıyarak tespit ettik.

Trakya’ya doğru gidenlerin iyi bildiği Malkara’daki Ünal peynirleri fabrikasının satış ve konaklama tesislerinde tadına doyulmaz çift kaşarlı tosları ve bu tostlara lezzet katan enfes çayları mideye indirdikten sonra yeniden yollara düştük.

Öğlen saatlerine doğru güneş artık yavaş yavaş kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başlamışken bizde İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif’in

“Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.”

şeklinde tarif ettiği koyun koyuna yatan şahitlerimizin bulunduğu mübarek topraklara adım atmıştık.

Burada belirtmemiz  gerekiyor ki Çanakkale  savaşın en önemli kazanımı, Kurtuluş Savaşını başaran dünya lideri Atatürk’ü bize hediye etmesidir.

34 yaşında genç bir Albay olan Atatürk, bu savaş sırasında birden fazla kritik noktada, hızlıca inisiyatif alabilmiş ve bu hareketleri ile bize savaşı kazandırmış, İngilizlere son darbeyi vurmuş olan kişidir. Arıburnu ve Anafartalar Savaşları, İngilizlerin artık geçemeyeceklerine ikna olmalarına ve geri çekilmelerine neden olmuştur.

Zaten biz bugünden bakıyoruz ama zamanında Kazım Karabekir gibi bir komutan; Çanakkale gazisine duyduğu saygı ile Erzurum Kongresinde bütün imkanlarını Atatürk’ün emrine sunacaktır. Çünkü Çanakkale bu büyük komutanın ne olduğunu ortaya koymuştur.

Daha da önemlisi kendilerini İngiliz topluluğunun bir parçası yapmaya uğraşan Avustralya ve Yeni Zelandalıların, İngilizlerin kurbanı olduklarını anlayıp, ulus olma bilinci geliştirmeye başladıkları yer de Çanakkale’dir.

Her yıl Çanakkale’ye gelmelerinin arkasında bu var.

Çanakkale’yi bu nedenle önemsiyorlar.

Yani Çanakkale bizim için “bir devrin battığı” ve dünyadan bakıldığında, “bir kaç devrin battığı yerdir”.

Şehitlikteki psikolojik durumu buradan bir kez daha anlatma gereğini duymuyoruz, Zira o uhrevi hava içerisinde her Türk insanın gördükleri ve duydukları karşısında ve “süngü tak” emri uyarınca düşman kuvvetleri ile gırtlak gırtlağa savaşacağı siperlerin içerisinde yatıp o günleri yaşadıktan sonra o bölgeden gözleri yaşlı bir şekilde ağlamadan ayrılması zaten mümkün değil, bizde bu durumu defalarca yaşamış gözyaşlarını tutamamış bir Vatan Evladı olarak başta 57. Alay ve Conkbayırı bölgesi ile ilgili bildiklerimizi  arkadaşlarımıza boğazımız düğümlenerek anlattıktan ve

“Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.”

dizlerini tekrar etikten sonra tüm ekip gözyaşları içerisinde şehitlikten ayrıldık.

Saat 14.00 gibi Çanakkale merkezde konaklayacağımız otele ulaşabilmek adına bindiğimiz arabalı vapurda bir taraftan günün muhasebesini yaparken bir taraftan da 1960’lı yıllarda Çanakkale’ye atanan bir asteğmen’in basireti ile ilk dörtlüğü  (İngilizlerin nihai hedefi olan) Kilitbahir tepesine kazınmış ve Çanakkale’den gelen geçen mutlaka gördüğü Necmettin Halil Onan’ın

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.”

dizelerini yutkunarak, boğazımız düğümlenerek okuduğumuzu hatırlıyoruz.

İlerleyen saatlerde Çanakkale merkezdeki konaklayacağımız otele ulaştık, erken kalkıp yola düşmenin ve beklenilenden daha hızlı hareket etmenin verdiği kısmi yorgunluk dolayısı ile bir saatlik bir uyku arası öncesi Aynalı Çarşı içerisindeki bir lokantada pişirilen Nefis döneri (Bu arada  Birol Elüstü muhtemelen dönerin tadından  olsa gerek 2 yada3 porsiyon yedi) yedikten sonra kısa bir uyku molası için otele geldik.

Saat 17.00 gibi tüm ekip tekrar toplanıp Çanakkale’nin merkezini başta Aynalı Çarşı olmak üzere gezilmesi görülmesi gereken tüm bölgelere uğradık, Tertemiz bir kent merkezi, pırıl pırıl bir deniz, “Bal dök yala” kıvamında caddeler,neşeli insanlar ile birlikte mutlu bir kent olarak nitelendireceğimiz Çanakkale’nin havasını ciğerlerimize çektikten sonra ROTASIZLAR SEYAHAT GRUBU’nun geleneksel Akşam yemeği için daha önceden Nusret Acur tarafından organizasyonu yapılmış Yalova Restaurant’a saat 20.00’de demir attık, son derece nezih, deniz ürünleri muhteşem, manzarası harika Yalova Restaurant’ta gece 01.00’de sona eren yemek programının arkasından günün yorgunluğunu atmak adına oteldeki odalarımıza döndük.

Ertesi sabah kahvaltıyı Behramkale (ASOS) ta yapma kararı alınca daha önce birkaç kez konakladığımız bu muhteşem tatil beldesinin yolunu tutuk, Sabah erken saatlerde ulaştığımız  Behramkale’de kısa bir tur attıktan ve görülmesi gereken yerleri dolaştıktan ve sahilde muhteşem deniz manzarası eşliğinde kahvaltı yapıyorduk ki Gebze’de hemen herkesin tanıdığı İş damı kardeşlerimiz Resul Orman ile Ömer Tosun’un aynı anda telefonla bizi aradıklarını görünce “Hayırdır İnşallah” dedik.

Resul Orman’da, Ömer Tosun’da “Biz yaz tatili dolayısı ile Altınoluktayız, sizi takip ediyoruz, Dönüşte zaten Altınoluk üzerinden geçeceksiniz öğlen yemeği için sakın kimseye söz vermeyin, biz programı yaptık sizi bekliyoruz, sakın sağa sola kaçmayın, darılırız” dediklerinde kendilerine “Eyvallah geleceğiz,konum atın” ricasında bulunduk.

Sat 13.00 gibi Altınoluk sınırları içerisinde bulunan Şahin Deresi Kanyonuna giriş yaptığımızda işin doğrusu başta Aydemir Özcan ve Hayati Bayram olmak üzere hiç birimiz böylesi güzel bir yer göreceğimizi tahmin etmiyorduk, hatta Hayati Bayram ve Aydemir Özcan “Yemek yedikten sonra fazla kalmayalım yola koyulalım” şeklinde ısrar etmeye  başlamışlardı (Ömer Tosun’un bilgisine sunulur)

Biraz sonra Resul Orman ve Ömer Tosun normal şartlarda en az 20 kişiye yetecek mangal malzemesi ile yanımıza geldikten ve mangal ateşinde pişen güzelim yiyecekleri Şahin Deresinin tam orta yerine indirdiğimiz ve ayaklarımızın suya değdiği masalar üzerinde yemeye başlayınca başta Aydemir Özcan ve Hayati Bayram “Aslında aceleye gerek yok burada biraz daha kalınabilir” demeye başladılar hatta Aydemir Özcan o esnada Şahin deresinin buz gibi sularında kulaç atmaya başlamışlardı bile.

(Bu arada Ömer Tosun’un istediği takdirde nasıl bir mangal ve Et ustası olduğunu da ilk kez orada gördük, Pişirip bize tek tek ikram ettiği leziz kebapların tadı halen daha damağımızda duruyor, bu vesile ile haberi olsun istedim)

Belli bir yemek faslından sonra Resul Orman “Arkadaşlar mayolarınızı giyin beni takip edin kanyona tırmanmaya başlayacağız, yolun sonunda sizi nasıl bir Cennetin beklediğine şahit olacaksınız” dediğinde Aydemir Özcan ve Hayati Bayram “ Yemeği yedik aslında gerek yok yukarı tırmanmaya” diye ufak çaplı bir direniş gerçekleştirmeye çalıştılarsa grup “Çıkıyoruz” kararı alınca yukarıya doğru suları yara yara kayalıkları tek tek aşa aşa tırmanmaya başladık.

Bizimle birlikte binlerce yaşlı-genç-erkek-bayan-çoluk-çocuğun suları yara yara kayaları aşa aşa tırmanış yaptığına şahit olunca kendi kendimize “Bu milletin derdi ne bu kadar zorlu bir süreci yaşıyorlar, biz bile birkaç kez kayalara tutunamayıp suya düştük” diye düşünmemize rağmen “Vardır bunda da bir hikmet” diye devam ettik ve sonunda içinde-etrafında yüzlerce insanın bulunduğu adeta geniş bir havuz izlenimini veren Kanyonun son noktasına ulaştık.

İnsanı soğuktan tir tir titreten kaynak suyunun altına girebilmek ayrı bir maharet, buz gibi suyun altında kalmak ayrı bir maharet ancak vücut olağanüstü soğukluktaki suya alıştıktan sonra sudan çıkmayı istemek ayrı bir cesaret olduğundan orada bulunan yüzlerce vatandaşımız ile birlikte yüzmeye başladık.

Bu arada Ömer Tosun birkaç metre yükseklikten suya atladıktan sonra bizimkilerin gazı ile “İsterseniz ben buraya 40 metre yükseklikten kafa üstü suya atlarım” diye tutturunca kendisini vazgeçirmek için epey çaba gösterdiğimizi hatırlıyoruz.

Yaklaşık bir saatlik yüzme keyfinden sonra “Arkadaşlar yavaş yavaş çıkalım” dediğimizde işin başında “Ne gerek var oraya gitmeye” diye itiraz eden Aydemir Özcan ve Hayati Bayram “Yahu daha  geleli 10 dakika bile olmadı, nedir bu aceleniz kalalım birkaç saat daha “ diye diretince mecburen biraz daha kaldıktan sonra yine geldiğimiz güzergahtan Resul Orman’ın mihmandarlığında kanyonu aşağıya doğru inmeye başladık.

Tekrar aşağıya indiğimizde Ömer Tosun’un buz gibi suya attığı karpuz, kavun ve diğer leziz meyveleri de afiyetle yedikten ve böylesi harika bir organizasyon ile ROTASIZLAR SEYAHAT GRUBU’nu ağırlayarak eşsiz bir ev sahipliği yapan Resul Orman ve Ömer Tosun kardeşlerimiz ile vedalaştıktan ve “Bunu saymayız, ilerleyen zamanlarda böyle bir organizasyon tekrarını bekleriz” dedikten sonra Gebze’ye ulaşmak için yola revan olduk.

Bir gün önce Sabah 06.00’da Gebze/Mehmet Akif Ersoy Camisi önünde toplanan ve Yüksel Ercan-Nusret Acur-Birol Elüstü- Aydemir Özcan-İsmail Nazlı ve Hayati Bayram’ın dahil olduğu ROTASIZLAR SEYAHAT GRUBU’nun Çanakkale ve çevre illeri kapsayan  son derece güzel ve bir o kadar eğlenceli geçen gezisi bir dahaki seyahatlerde buluşmak üzere akşam 20.30 sıralarında  Gebze’de sona erdi.

Bu kadar keyif sonrası “inşallah bu akşam Fenerbahçe, Beşiktaş karşısında başarılı olur, birkaç gollü galibiyet alırız da keyfimiz tam olur” diye düşünürken koyu bir Trabzonspor taraftarı olan Hayati Bayram ile tamamı Galatasaraylı olan , Birol Elüstü- Aydemir Özcan-İsmail Nazlı’nın ahı tutmuş olacak ki Beşiktaş, Fenerbahçe’yi yenince bizim gibi iflah olmaz Fenerbahçe taraftarı olan Nusret Acur içinde bizim içinde gün keyifsiz bir şekilde sona erdi.

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi  Ryu Murakami  “Dünyadaki yüz bin şehrin her birinde güneş benzersiz şekilde batıyor. Sadece bunlara şahit olmak için dahi seyahat etmeye değer” diyor.

Bizde Ryu Murakami ustanın bu ifadesi doğrultusunda ROTASIZLAR SETHAYAT GRUBU olarak yeni yerler görmeye gördüklerimizi de sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Yeni bir seyahat yazısında buluşmak ümidi ile şimdilik hoşcakalın.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner266

banner263