Yurdumun her köşesi bir başka güzel; ayrı renk, ayrı zevk, ayrı heyecan. Aynı anda dört mevsimin yaşandığı güzel Ülkemin coğrafyasından birinde; saflığın, temizliğin, doğruluğun kıskacında sırtlandığım yarım kalmış hayallerin yürek yüküyle, sılaya yelken açan hüzünlü öykümde baba ocağı Ardahan Duduna köyüm vardı.

Göç veren köyümü yıllar sonra ziyaret ettim.

Çocukluğumda oynayıp, büyüdüğüm bir aile gibi evine girip çıktığımız; ekmeğini aşını yediğimiz, kardeşten ileri çocukluk arkadaşlarımın ve komşu, eş dost evlerinin çoğunun terkedilmesi nedeniyle, hatıralarıyla birlikte yıkılıp gittiğini görmenin acısını yaşadım.

Bugünlere gelmemi sağlayan köyümle ilgili hayal ve umutlarımın yanında özlemlerimin de uçup gittiğini farkettim.

Umudu katık yaptığım yıllarım, gözümün önünden son kez bir film şeridi gibi geçti.

Artık doğduğumuz yerler bize yabancı olmuş, doyduğumuz gurbet dediğimiz yerler ise yurt olmuştu.

Çünkü köyümüzün nimetlerinden faydalanan bir kısım geçimsiz, komşunun malına kasteden, dağdan gelip bağdakini kovan tiplerin yanlış tutum ve davranışlarının, kardeşlik bağlarına verdiği zararın faturasını, bir asır birlikte yaşadığı köylülerinin mezar taşlarına kesen gözü dönmüşler, rant peşinde koşmaktan insanlıklarını da kaybetmişlerdi.

Her kapıda modelli araba ve sayısız cins sığırlar iki tarafın da iştahını öyle kabartmıştı ki sıra mezar taşlarını kemirmeye gelmişti. Mezar taşlarını kasıtlı tahrip edecek kadar küçülmüşlerdi. Fakat pes etmek yok Şairin de dediği gibi "O Köy Bizim Köyümüzdür" tapuları varislerinin elindedir.

Buna mukabil, Ardahan’da ve Oltu’da bizi ağırlayan çok değerli diğer dost ve akrabalarımıza ise, yakın ilgi ve alakalarından dolayı teşekkür ederiz.

Kocaeli’nden başlayıp Ardahan’a kadar uzanan seyahat öykümde, Amasya yolu istikametindeki yörelere ait, el emeği göz nuru bir kısım ürün listesini sizler için derledim: Kocaeli’nin pişmaniyesi, Sakarya’nın bal kabağı; Düzce’nin fındığı, Bolu’nun patatesi, Tosya’nın pirinci, Çorum’un leblebisi, Çankırı’nın tuzu, Suluova’nın mor soğanı, Amasya’nın elması; Zile’nin pekmezi, Erbaa’nın çemeni, Tokat’ın testi kebabı; Erzincan’ın horoz fasulyesi; Erzurum’un çağ kebabı, Tortum’un pestili, Oltu’nun taş tespihi; Göle’nin kaşar peyniri, Ardahan’ın bal ve kazı gibi ürünler, yörelerin öne çıkan zenginlikleriydi.

Farkettiğimiz diğer bir zenginlik ise; bir akraba ziyaretimiz esnasında, içinden Oltu çayı vadisinin geçtiği sarp yamaçlarla kaplı dağlık bölgelerde, öğlen sıcağında dinlenen ana yoldan çıplak gözle gördüğümüz çok sayıdaki yaban keçileriydi.

Bizleri büyüleyen dağ keçileri, üreme dönemi 50-60’şarlı gruplar halinde gezdiklerinin görüldüğü söylenir.

Doğanın bu daimi sahiplerini, koruyan kollayan Orman teşkilatı görevlileri ile onlara sahip çıkan, kışın yoğun karda yem takviyesi yaparak yaşatan bölge halkına ve örgütlü kulüplere çok teşekkür ediyorum.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Ardahan 4 ay önce

Hislerimizi çok güzel betimlemişsiniz. Ayrıca yöresel değerler ve doğal güzellikler ,Keçiler ayrı bir renk katmış. Elineze ağzınıza sağlık...

Avatar
Kutlay Dursunoğlu 4 ay önce

Mustafa abi tapu nün bizde olması birşey ifade etmiyor. Toprak işleyenin,su kullananın.Cozum fiziki şehitlikte dır.

banner125

banner77

banner98

banner76