Çünkü;
Adaletin bir tecelligâhı olması gereken kürsüler, milletin ahıyla inleyen birer paravandan ibaret kaldığında, vicdanlar cübbelerin altına saklandığında söylenecek tek bir hakikat kalır: Oy çoğunluğu sizin, hüküm tarihin, son söz Büyük Türk Milletinindir!
Sizler, hukukun üstünlüğünü iktidarın hukuku yapmaya yeltenebilir; gücü elinizde tuttuğunuzu sanarak, masa başında ısmarlama kararlar kaleme alabilirsiniz.
"Oy çoğunluğu" denilen o sayısal kalabalıkla hakikati boğabileceğinizi, ceza maddelerini birer sopa gibi sallayarak hakkı susturabileceğinizi düşünebilirsiniz. Fakat unutmayın ki, geçici yetkilerle donatılmış ellerin yazdığı metinler, tarihin sarsılmaz hafızasında birer cüret vesikası olmaktan öteye geçemez.
Günü kurtaran, güç odaklarına yaranan ve iktidar rüzgârına göre şekil alan o kararlarınız, meşruiyetini adil olmaktan değil, sadece ve sadece imza atanların sayısından alır.
Ancak sayıların çokluğu, bir haksızlığı hak kılmaz; bir yalanı doğru yapmaz! Kürsülerden çıkan haksız hükümleri birer mahkûmiyet sananlar, asıl mahkûmiyetin tarihin vicdanında yazıldığını anlamaktan acizdir. Tarih, güçlülerin değil; haklıların defterini tutar. O defter açıldığında, bugün attığınız o imzalar birer gurur nişanesi değil, utanç vesikası olarak anılacaktır.
Hukuku kendi ikbalinize zırh yapanlar iyi bilsin ki; adalet mülkün temelidir ve o temel çatırdadığında altında ilk kalacak olanlar, onu sarsanlardır. Sizin hükmünüz, muktedir olduğunuz dönemin sınırlarıyla çizilidir. Oysa bu topraklarda nihai terazi ne salonlardaki süslü koltuklarda kurulur ne de parmak sayılarıyla belirlenir.
Ne yaparsanız yapın, hangi karara imza atarsanız atın; adalet tecelli edecek, o mahkeme mutlaka kurulacaktır. Ve o gün geldiğinde, tarihin kırılmayan kalemi önünde ve Büyük Türk Milletinin sarsılmaz vicdanında hesabını veremeyeceğiniz hiçbir hükmün hükmü kalmayacaktır!