CHP’den Yeni Parti’ye, HDP’den DEM Parti’ye: İsimler değişiyor, Devlet aynı mı?

CHP’den Yeni Parti’ye, HDP’denDEM Parti’ye uzanan değişim hikâyesinde isimler, kadrolar ve söylemler yenileniyor. Ancak Türkiye’nin asıl meselesi hâlâ yerinde duruyor: Değişmesi gereken toplum mu, yoksa devletin siyasete bakışı mı?

Türkiye siyasetinin en büyük numarası bazen değişim görüntüsü vermektir.

Tabela değişir, kadro değişir, slogan değişir, liderler değişir… Ama devletin siyasetle kurduğu ilişki aynı kaldığında, bütün bu değişiklikler yalnızca dekor değişikliğinden ibaret kalır.

Bugün CHP’den Yeni Parti’ye, HDP’denDEM Parti’ye uzanan tabloya bakınca insanın aklına ister istemez aynı soru geliyor:

Gerçekten ne değişti?

Bir tarafta eski CHP’nin devletçi reflekslerinden bütünüyle kopamayan yeni bir siyasi anlayış…

Diğer tarafta eski HDP’nin demokratik dönüşüm iddiasını giderek daha temkinli bir zemine taşıyan DEM Parti…

Ve ortada yıllardır aynı sorunun etrafında dönen Türkiye siyaseti.

Silah bırakma konuşuluyor.

Çözüm konuşuluyor.

Demokratikleşme konuşuluyor.

Yeni yasalar, yeni ittifaklar, yeni siyasi aktörler konuşuluyor.

Ama Türkiye'nin asıl meselesi olan devletin demokratikleşmesi söz konusu olduğunda, herkes bir anda daha dikkatli, daha suskun, daha temkinli hale geliyor.

İşte tam burada itiraz etmek gerekiyor.

Çünkü Kürt meselesini çözmek, Kürtlerin devlete ne kadar uyum sağladığını ölçmek değildir.

Asıl mesele devletin, farklı kimliklere, farklı siyasi düşüncelere ve farklı toplumsal taleplere ne kadar tahammül edebildiğidir.

Devletin güvenlik refleksi değişmeden, hukuk sistemi siyasetin gölgesinden çıkmadan, ifade özgürlüğü gerçek anlamda güvence altına alınmadan, yerel demokrasi güçlendirilmeden ve yurttaşın devlete karşı kendisini eşit hissetmesi sağlanmadan hangi partiye hangi isim verilirse verilsin sonuç değişmez.

Eski düzenin yeni tabelalarla devamından demokratikleşme çıkmaz.

Türkiye bunu defalarca gördü.

Bir dönem “açılım” dedik.

Sonra “çözüm süreci” dedik.

Sonra güvenlik politikalarına döndük.

Şimdi yeniden “toplumsal bütünleşme” ve “demokratik çözüm” kavramlarını konuşuyoruz.

Peki, bütün bu süreçlerden geriye ne kaldı?

En kritik soru bu.

Çünkü siyasi hafıza unutulursa, aynı hatalar yeni isimlerle yeniden yapılır.

Bugün Yeni Parti'ye düşen görev, yalnızca eski CHP'nin devlet aklını yeniden üretmemektir.

DEM Parti'nin görevi de yalnızca eski HDP'nin tabelasını değiştirmek değildir.

Her iki tarafın da kendisini sorgulaması gerekiyor.

Yeni Parti, “devletin bekası” denildiğinde demokratik hakların geri plana atıldığı eski siyasetin konforuna sığınacaksa ne değişmiş olacak?

DEM Parti, demokratikleşme iddiasını yalnızca siyasi pazarlıkların konusu haline getirirse ne değişmiş olacak?

Hiçbir şey.

Çünkü gerçek demokratikleşme, devletin de muhalefetin de kendi konfor alanından çıkmasını gerektirir.

Bir taraf devleti kutsayıp toplumsal talepleri ikinci plana atmayacak.

Diğer taraf da toplumsal talepleri siyasetin değişmez sermayesine dönüştürmeyecek.

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey tam da budur:

Korkular üzerinden değil, hukuk üzerinden siyaset.

Kimlikler üzerinden değil, eşit yurttaşlık üzerinden siyaset.

Güvenlikçi reflekslerle değil, demokratik kurumlarla yönetilen bir ülke.

Çünkü devlet değişmeden yalnızca partilerin değişmesi, Türkiye'nin temel sorunlarını çözmez.

Hatta daha tehlikelisi şudur:

Değişim beklentisi yaratıp eski düzeni yeni aktörlerle sürdürmek, toplumdaki hayal kırıklığını daha da büyütür.

Bugün Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat varsa, bu fırsat yeni bir siyasi tabela asmak değildir.

Fırsat, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden kurulmasıdır.

Devlet yurttaşından sürekli değişmesini, dönüşmesini, susmasını ve uyum sağlamasını bekleyemez.

Bir yerde devletin de değişmesi gerekir.İşte gerçek çözümün ölçüsü burada.

Kürtler ne kadar değişti?

Bu soru artık tek başına anlamını yitirmiştir.

Asıl soru şudur:

Devlet ne kadar değişti?

Ve daha da önemlisi:

Devlet, vatandaştan istediği demokratik olgunluğu kendisi göstermeye hazır mı?

Eğer cevap “hayır” ise, kusura bakmayalım…

CHP'nin adı Yeni Parti olur, HDP'nin adı DEM Parti olur, başka partiler kurulur, yeni yasalar çıkarılır.

Ama Türkiye yine aynı yerde durur.

Tabela değişir.

Siyasetçiler değişir.

Sloganlar değişir.

Fakat düzen değişmez.

Türkiye'nin asıl ihtiyacı olan tam olarak budur:İsimleri değil, düzeni değiştirecek bir demokrasi anlayışı.