Gazetecilerin ekonomik ve mesleki sorunları büyürken, Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti'nin çok sayıda siyasetçi ve kamu yöneticisine özel ödül vermesi, "DAGC kimi temsil ediyor?" tartışmasını yeniden gündeme taşıdıDoğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti (DAGC), her yıl düzenlediği Feridun Fazıl Özsoy Başarılı Gazeteciler Ödülleri'ni bu yıl da görkemli bir törenle sahiplerine verdi.
Salonda iki bakan, vali, milletvekilleri, belediye başkanı, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda protokol üyesi vardı.
Sponsor firmalar sayesinde organizasyonun ihtişamı tartışılmazdı. Ancak asıl tartışılması gereken, bu törenin Erzurum gazeteciliğine ne kazandırdığıdır.
DAGC Başkanı geleneksel konuşmasında gazetecilerin zor şartlarda çalıştığını, meslek yasasına ihtiyaç duyulduğunu ve gazeteciliğin itibarının korunması gerektiğini söyledi. (!)
Bunların tamamı doğru. Ancak bu sözlerin pratiğe ne kadar yansıdığı sorusu baktığınızda: ifade edilen temenninin çok samimi olmadığını görürsünüz.
Çünkü gecenin en dikkat çekici bölümü, gazetecilere verilen ödüllerden çok siyasetçilere ve kamu yöneticilerine dağıtılan "özel ödüller" olduğunda gizlidir.
Elbette kamu hizmeti yapan herkes takdir edilebilir.
Ancak bir gazeteciler cemiyetinin temel görevi, kamu yöneticilerini ödüllendirmek midir; yoksa gazetecilerin haklarını savunmak mıdır?
Bir gazetecilik meslek örgütünün en büyük gücü, iktidara yakın durması değil; gerektiğinde iktidara karşı gazetecilerin hakkını savunabilmesidir.
Aynı kürsüde hem kamu otoritesini alkışlayıp hem de bağımsız basını temsil ettiğinizi söylemek, doğal olarak soru işaretleri doğurur.
Kısaca: çok samimi değildir.
Erzurum basını bugün ekonomik darboğaz yaşıyor.
Yerel gazeteler kapanıyor, internet haber siteleri gelir sıkıntısı çekiyor, genç gazeteciler meslekte tutunamıyor.
Basın çalışanlarının düşük ücretleri, iş güvencesizliği ve mesleki geleceği her geçen gün daha büyük bir sorun haline geliyor.
İşte bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
DAGC, son yıllarda Erzurum'daki gazetecilerin çalışma koşullarını iyileştirmek adına hangi somut adımları attı?
Kaç gazetecinin hukuki sorununda yanında oldu?
Kaç genç gazetecinin istihdamına katkı sağladı?
Kaç eğitim programı düzenledi?
Yerel medyanın ekonomik sorunlarının çözümü için hangi projeleri geliştirdi?
Basın özgürlüğünü ilgilendiren kaç konuda kamuoyu oluşturdu?
Bana göre bu soruların cevapları, dağıtılan ödüllerden çok daha önemlidir.
Gazetecilik cemiyetleri, yalnızca tören düzenleyen kurumlar değildir.
Meslek örgütleri, üyelerinin sesi olmak, haklarını savunmak ve basının bağımsızlığını güçlendirmek için vardır.
Eğer faaliyetler büyük ölçüde ödül törenleri ve protokol organizasyonlarıyla sınırlı kalıyorsa, doğal olarak "cemiyet meslek için mi çalışıyor, yoksa protokol için mi?" sorusu gündeme gelir.
Üstelik gazetecilere meslek yasası çağrısı yapılırken, aynı gecede siyasetin en üst temsilcilerine peş peşe ödüller verilmesi de sembolik açıdan çelişkili bir görüntü oluşturuyor.
Gazetecilik, ödül verdiği makamlarla arasına mesafesini koruyabildiği ölçüde bağımsız görünür.
Erzurum, Anadolu basınının en köklü şehirlerinden biridir.
Bu köklü geleneğin yaşatılması için şaşalı törenlerden çok güçlü gazetecilik politikalarına ihtiyaç vardır. Sponsorluk karşılığında verilen ödüller bir anlam ifade etmez.
Genç muhabirlerin yetiştirildiği akademiler, meslek içi eğitimler, hukuki destek mekanizmaları, dijital dönüşüm projeleri ve yerel medyanın ekonomik sürdürülebilirliğini sağlayacak çalışmalar, memleket basınına çok daha kalıcı katkılar sunacaktır.
Tekrar etmekte fayda görüyorum: Tabi ki ödüller elbette motivasyon sağlar.
Ancak bir gazetecilik cemiyetinin başarısı, kaç kişiye plaket verdiğiyle değil; mesleğe ne kadar değer kattığıyla ölçülür.
Yeri gelmişken şunu sormak istiyorum:
Şimdiki Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti, Erzurum gazeteciliğinin geleceğine gerçekten yön veren bir meslek örgütü mü, yoksa yılda bir kez düzenlenen görkemli ödül töreni ile hatırlanan bir protokol kurumu mu?