Güç mü? Akıl mı?

Tom ve jerry…

Basit bir çizgi film gibi gözükür.
Çocukluğumuzun çizgi filmidir.
Çok şey anlatır esasında.

Yıllar sonra bugünü anlatacağı aklımın ucundan geçmezdi.

“Bu, güç ile aklın eski hikâyesidir.”

Bu hikâye, aslında güç ile zekânın, büyüklük ile çevikliğin, görev ile içgüdünün çatışmasıdır. Basit bir kovalamaca gibi görünür.

Ama aslında eski ve evrensel bir metaforu karikatürize eder.

Mesele sadece kovalamaca değildir.
Hikâyeler çoğu zaman bir evin içinde geçer. Dışarıdan bakınca düzen vardır. İçeride ise… sürekli bir çatışma.

Jerry küçük, sürekli tehdit altındadır. Zekâ ile hayatta kalır.
Tom ise büyük, güçlü, hızlıdır ama çoğu zaman bir “Otorite” karikatürü olmaktan kurtulamaz.
Tom, Jerry’yi yakalamak için her yolu dener: Balta, çekiç, ateşli silahlar, havai fişekler, patlayıcılar, tuzaklar, zehir…

Jerry’nin misilleme yöntemleri ise boyundan beklenmeyecek kadar daha şiddetlidir ve sık sık başarılı olur.

Jerry: Aklın tarafı

Jerry doğrudan saldırmaz. Plan kurar. Tuzak hazırlar. Zamanlama yapar. Tom’un hamlelerini önceden tahmin eder.
Dar alanlara girer. Anında yön değiştirir. Kaybolur, yeniden ortaya çıkar.

Tom hızlı olabilir ama hantal kalır. Jerry ise akışkandır.
Delikler onun için kaçış yolları, mutfak eşyaları silah, evin düzeni stratejik haritadır.

Tom evin içindedir. Güçlüdür ama tahmin edilebilir.

Jerry ise evi kullanır. Tehlikeye daha yakın gider. Sınırları zorlar. Geri adım atmaz.
Zayıftır ama öngörülemez. Sadece fiziksel değil, zihinsel oynar:
Tom’u kızdırır. Sabrını tüketir. Hata yapmaya zorlar.

Jerry’nin en büyük avantajı: kurallara bağlı olmamasıdır.
Beklenmedik hareket eder. Orantısız karşılık verir. Oyunu sürekli değiştirir.
Gücü yoktur ama zamanlaması vardır.

Tom ise bazen düşünmez, reaksiyon verir.

Alan Tom’undur. Güç onundur. Ama kontrol onun değildir.

Tom’un en güçlü motivasyonlarından biri gururudur:
Sürekli yenilmek onu daha da hırslandırır.
Küçük birine karşı başarısız olmak egosunu zedeler.
Bu yüzden mücadele uzadıkça: amaç yakalamak olmaktan çıkar, itibar meselesine dönüşür.

Tom & Jerry aynı evin karakterleridirler. Varlıkları birbirlerine bağlıdır. Sanki içten içe bunu bilirler. Düşmanlıkları bile… bir bağdır.
Gerçek bir tehlike geldiğinde de birbirlerini kurtarırlar.

Bir bölümde, Tom her şeyini kaybetmiş gibi rayların üstünde oturur.
Kovalamaz, bağırmaz, plan yapmaz. Sadece bekler.
Jerry onu görür ve yanına gelir. O da hiçbir şey yapmaz. Sadece oturur.
O an, hikâye ilk kez durur. Ve insan şunu fark eder:

Mücadele bittiğinde geriye kalan, zafer değil… yalnızlıktır.
Ve belki de o an, düşmanlığın neyi sakladığı görülecektir.
Çünkü Jerry’ye olan düşmanlık bazen seçim değil, çok kadim bir alışkanlıktır.

Aynı Evin Düşmanları; Kazananı Olmayan Bir Hikayedir.

Biri büyük ve güçlü, biri ufacık ama zeki.
İkisi de kazanamayacak çünkü mesele kazanmak değil

Mesele hiçbir zaman kimin haklı olduğu değildir.
Mesele, tarafların birbirlerini nasıl gördüğüdür.

Çünkü insan, karşısındakini tehdit olarak gördüğü anda, onu anlamayı bırakır. Anlamayı bıraktığı anda da mücadele başlar. Ve o mücadele çoğu zaman kazanmak için değil, korkuyu susturmak için verilir.

Oysa güç, zekâyla kavga etmek yerine onunla birleşmeyi bir an için düşünebilseydi…
belki de o evde ilk kez sessizlik değil, düzen olurdu.

Bu hikâye yeni değildir. Çizilmeden çok önce de vardı.

En sert düşmanlıklar… en derin bağların üstünü örten bir kabuktur.
İnsanlar çoğu zaman düşmanlarını yok edemez.
Ama isterlerse…
onlarla yaşamayı öğrenebilirler.

Ya da öğrenemezler.
Ve hikâye devam eder.

(Siz kimi nereye koyarsanız koyun ben sadece anlattım)