Ne yaşadık, ne gördük?

Yarın yani 27 Mayıs Perşembe günü kurban bayramına “merhaba” diyeceğiz.

Ancak pek çok vatandaşımızın bayram ile ilgili olduğunu pek sanmıyoruz.

Zira Türkiye’nin hemen her yerinde vatandaşın birinci derecedeki gündemi geçtiğimiz Pazar günü CHP genel merkezinde yaşanılan ve kendisini “Demokrat” diye tanımlayan hiç kimsenin kabul etmeyeceği o acı görüntülerdir.

Türkiye içerisinde bulunduğumuz coğrafyada iyi kötü demokrasinin kurallarını işleten bir ülke.

Her beş yılda bir yerel seçim yapılıyor.

1950 yıllında bazen zamanında bazen erken milletvekili genel seçimi yapılıyor.

Demokrasimiz zaman zaman askeri darbeler yada darbe girişimleri ile askıya alınıyor.

Bütün bunlara rağmen seçmen erken yada geç yapılan zamanlarda sandık başına gidiyor.

Hizmetinden memnun olduğu siyasi partiyi birden fazla dönem iktidarda tutuyor.

Beğenmediği siyasi partiyi de ilk fırsatta alaşağı edip iktidarına son veriyor.

Sürekli belirtiriz.

Önce iktidara gelmek geldikten sonrada iktidarda kalmak her siyasi partinin en büyük isteği.

Ancak kimin iktidarda ne kadar kalacağına karar veren tek merci bilindiği gibi seçmendir.

Şu sıralar siyaseten seçmenin iradesine ters gelen bir sürü uygulama yapılıyor.

Hatırlayanlarımız çoğunluktadır.

MHP’de kongre yapılması için imza çoğunluğu bulunmasına rağmen Kurultay yapılmadı.

Yapılamayan kurultay sonrasında MHP’de siyaset yapamayacaklarını anlayan siyasetçiler İYİ Partiyi kurdular.

Sonra Zafer Partisi

Sonra Anahtar parti.

Ancak bu sefer durum biraz farklı.

CHP Genel merkezinde meydana gelen üzücü hadiseleri televizyonlarımızın karşısında naklen yayınlanan bir futbol karşılaşmasını izler gibi seyrettik.

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Türkiye dokuz günlük Kurban bayramı tatiline girdi.

CHP Genel merkezinden genel başkan Özgür Özel ve diğer partililer polis zoru ile dışarıya çıkartıldılar.

Mahkemeden kayım olarak ataması yapılan Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiye ne zaman ve hangi şartlarda geleceğini işin doğrusu bizde bilmiyoruz.

Normal şartlarda bir siyasi partinin iç işleyişi olan süreç mahkemeler tarafından belirleniyor.

Bizde işin doğrusu bu süreçte ne yaşadığımızı ne gördüğümüzü şaşırmış vaziyetteyiz.

Gündem o kadar hızlı gidiyor ki tutabilene aşk olsun.

Sabah uyandığımızda “İnşallah gördüğümüz bir rüyadır” diye dua ediyoruz.

Ancak karşımızda acı gerçek var.

Yarın “merhaba” diyeceğimiz kurban bayramını da işin doğrusu sevinçli bir şekilde geçireceğimizden şüpheliyiz.

Bu kadar kamplaşmanın, bu kadar kavganın olduğu bir ülkede durup durup “Bayram gelmiş neyime” demekten başka bir çaremiz yok.

Bayram gelmiş neyime?