"Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin!" diyerek gençlere seslenen Dervişoğlu, duygusal anlar yaşadı.
Ekonomiye dair değerlendirmelerde de bulunan Dervişoğlu, "Üretici yanıyor. Tüketici yanıyor. Esnaf yanıyor. Emekli yanıyor. Genç yanıyor. Krizin uğramadığı tek yer var: Saray." değerlendirmesi yaptı. 33 yaşındaki bir kaymakamın tümgeneral mevkiini doldurmasına tepki gösteren Dervişoğlu, varlık barışı tartışmalarına da değindi.
İYİ Parti Genel başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun konuşmasının tam metni şu şekilde:
Aziz milletim,
Değerli milletvekilleri,
Kıymetli dava arkadaşlarım,
Bugün grup toplantımıza teşrif eden sevgili gençler,
Sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Geçtiğimiz pazar Anneler Günü’ydü.
Bu ülkede milyonlarca anne;
Yoksullukla, güvencesizlikle,
Görünmeyen bir emek yüküyle mücadele ediyor.
Çocuk büyütmek,
Hayatı ayakta tutmak
Hâlâ büyük ölçüde kadınların omuzlarına bırakılıyor.
Biz anneleri sadece fedakârlık üzerinden tanımlamayı,
Sadece cefakârlık üzerinden hatırlamayı reddediyoruz.
Kadınlar fedakârlığı tek başına omuzlamak zorunda değildir.
Cefa çekmek zorunda hiç değildir.
Anneler;
Eşit haklara sahip olmak,
Şiddetten ve korkudan uzak,
Güvenceli ve onurlu bir hayat sürmek hakkına sahiptir.
Devletin görevi de
Toplumun sorumluluğu da
Bu hakkı lafla değil, politikayla, hukukla ve güvenceyle sağlamaktır.
Evladı okulda olan,
Hastanede olan,
Madende, fabrikada, tarlada, inşaatta,
Kafede, restoranda alın teri döken bütün annelere selam olsun.
Evladını vatani görevine uğurlayan,
Evladını toprağa değil vatana emanet eden
Aziz şehit annelerimize
Ve kahraman gazilerimizin annelerine
Hürmetlerimi sunuyorum.
Bu dünyadan göçen bütün annelerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Allah hepimize,
Sadece kendi annelerimizden değil,
Bu memleketin bütün annelerinden helallik almayı nasip etsin.
Değerli milletvekilleri,
Bir ana bir evlat doğurur
Bir milletin kaderi değişir.
Anneler gününde Zübeyde Hanım’ın kabrindeydik.
Türk milletine makus talihini değiştiren bir evladı armağan etti.
İşte o armağanın istiklal ateşini yaktığı 19 Mayıs tarihine de birkaç gün kaldı.
19 Mayıs sadece takvimde bir yaprak değildir.
19 Mayıs,
Bir milletin küllerinden doğuşunun ilk adımıdır.
19 Mayıs,
İmkânsızlıklar içinde dahi rotayı gençliğe çeviren,
Büyük bir Cumhuriyet vizyonunun adıdır.
Ama bugün,
Bayramını kutlamaya hazırlandığımız o gençliğin
Omuzlarındaki yükü,
Kalbindeki endişeyi,
Zihnindeki belirsizliği
Görmezden gelemeyiz.
Bugünün genci,
“Ben ailemin sahip olduğu olanaklara ulaşabilecek miyim?” diye soruyor.
Bu soru yalnızca gençlere has da değildir.
Bu soru,
Annelerin, babaların ve
Bu ülkenin geleceğini düşünen herkesin yüreğine düşmüş bir endişedir.
Çalışma çağındaki genç nüfus, yıl sonu itibariyle, 24,1 milyon.
Bunun 6,5 milyonu,
Ne eğitimine devam ediyor,
Ne de çalışıyor.
Yani yaklaşık her dört gençten biri,
Hayatın iki ana kanalının da dışında bırakılmış durumda.
Okulda değil.
İşte değil.
Üretimde değil.
Geleceğe hazırlıkta değil.
Evde bekliyor.
21.yüzyılda askıda yaşayan gençlerimiz var.
Nerede 10 yılda 15 milyon genç yaratan genç Cumhuriyet,
Nerede 25 yılda, 6,5 milyon ev genci yaratan cumhur koalisyonu.
İşte zihniyet farkı budur.
İşte resmettikleri tablo bundan ibarettir.
Bu kara bulutu dağıtacak olan da,
Cumhuriyet’in temel değerlerini
Ve kurucu ilkelerini kendilerine rehber edinenlerdir.
Birinci Vazifenin gereğini yerine getirenlerdir.
Kimdir bunlar?
Bu milletin İYİleridir bu vatanın CESURlarıdır!
Yani İYİ Parti’dir!
Değerli dava arkadaşlarım,
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na yaklaşırken,
Türkiye’nin en ağır gerçeklerinden biriyle yüzleşmek zorundayız.
18-34 yaş arası gençlerimizin yaklaşık üçte ikisi,
Kendi yaşam standardının anne-babasından daha kötü olduğunu söylüyor.
Bunu ben söylemiyorum.
İşte buradalar, buyurun kendilerine sorun!
Yani hayatlarından memnun değiller, mutlu değiller.
Nasıl iş bulacaklar, nasıl geçinecekler.
Bir gelecek kurabilecekler ki?
Emekli olabilecekler mi?
Endişeliler ve son derece haklılar…
“Yurtdışına mı gidelim?”
“Ne yapalım?” diye soruyorlar.
O sebeple vize kuyruklarında bekliyorlar.
Yabancı ülkelere hayran olup, bayıldıkları için değil,
Kendi vatanlarında bunaldıkları, bunaltıldıkları için.
Gözlerimizin önünde,
Bir kuşak kırılıyor.
Artık genç olmayan Türkiye’nin
Umutlarını taşıyan bir kuşak maddi ve manevi olarak kırıma uğratılıyor.
Bu, Cumhuriyet’in kuşaklar arası ilerleme vaadinin,
Okuyanın, işini iyi yapanın, iyi bir hayat kuracağı ilkesinin,
Ne mutlu Türk’üm diyene ilkesinin
AKP iktidarı eliyle yok edildiğinin açık ifadesidir.
Bugünün genç kuşakları,
AKP iktidarında doğmuş,
AKP iktidarında büyümüş,
AKP iktidarında okumuş,
AKP iktidarında sınava girmiş,
AKP iktidarında iş aramış,
AKP iktidarında kira ödemeye, geçinmeye, ev kurmaya çalışmış kuşaktır.
Bu kuşak,
Hayatının bütün yollarında bu iktidarın izleriyle karşılaşmış kuşaktır.
O yüzden buradan açıkça söylüyorum:
Bu gençlerin yaşadığı iyiliğin de kötülüğün de
Umudun da umutsuzluğun da
İmkânın da imkânsızlığın da siyasi sorumlusu,
Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Ama ne yaparlarsa yapsınlar,
Söndüremedikleri bir ışık var.
Bu salonda gençlerimiz var.
Ve her birinin gözlerinde,
Samsun’dan yola çıkan kahramanların ışığı var.
Mustafa Kemal’in bakışları,
İstiklal kahramanlarının inancı var.
Karşımda, birinci vazifesine yürekten bağlı,
Tunç yürekli gençler var.
Sizlerle gurur duyuyorum, sizlerle iftihar ediyorum,
Sizlerle, büyük Türkiye rüyasını yeniden gerçeğe dönüştürmenin
Mümkün olabileceğini görüyorum.
Sizlere inanıyor, sizlere güveniyorum.
Gençlik yıllarımda bana söylenen,
O günden itibaren kulaklarımda çınlayan ve bütün hayatıma yön veren tarihi nasihati,
Bugün size söylüyor ve devrediyorum:
Hepiniz birer Türk bayrağısınız.
Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin!
Değerli dava arkadaşlarım;
Türkiye her alanda nasıl irtifa kaybediyorsa,
Eğitim meselesinde de durum aynıdır.
Evet, bu iktidar döneminde okul sayısı artmıştır.
Üniversite sayısı artmıştır.
Kampüsler yapılmıştır.
Bütçeler ayrılmıştır.
O hâlde sorulması gereken soru çok nettir:
Bu kadar bina yapıp,
Bu kadar tabela asıp,
Bu kadar kaynak harcayıp,
Nasıl bu kadar niteliksiz bir eğitim düzeni kurmayı başardınız?
Cevabını birlikte verelim:
Çünkü bu iktidar eğitimi bir nitelik meselesi olarak görmedi.
Eğitimi;
Fikri hür, vicdanı hür bireyler yetiştirecek,
Meslek kazandıracak,
Bilimsel düşünceyi güçlendirecek,
Gençleri hayata hazırlayacak bir kamusal sorumluluk olarak ele almadı.
Eğitimi bazen ideolojik takıntıların,
Bazen popülist hesapların,
Bazen de siyasi kadrolaşmanın aracı hâline getirdi.
Planlama yapılmadan açılan üniversiteler,
Yerel dinamikler gözetilmeden kurulan fakülteler,
Akademik niteliği zayıflatılmış kurumlar
Bugün gençlere umut değil, hayal kırıklığı veriyor.
Bizzat Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan raporlarda
Gençlerimizin mezun olduktan sonra ortalama üç yıl işsiz kaldığı,
Daha sonra da çoğu zaman mezun olduğu bölümle ilgisiz işlerde çalıştığı belirtiliyor.
Bu ne demektir?
Kamu kaynağı boşa harcanıyor.
Gençlerin yılları boşa gidiyor.
Ailelerin emeği boşa çıkıyor.
Ülkenin insan kaynağı heba ediliyor.
Ama gençlerimize yapılan asıl kötülük,
Cumhuriyet’in her yurttaşına verdiği
“Emeğinle, bilginle, zekânla, ahlakınla yükselirsin” sözünün
İktidar eliyle bozulmasıdır.
Kamuya alımlarda mülakat düzeni,
Gençlerimizin önüne bir liyakat kapısı değil,
Bir sadakat duvarı örmüştür.
Sınava hazırlanan gencimize şunu söylüyorsunuz:
Diploman yetmez.
Puanın yetmez.
Emeğin yetmez.
Bilgin yetmez.
Bir de tanıdık bulacaksın.
Bir de referans arayacaksın.
Bir de il, ilçe başkanlığı kapılarında bekleyeceksin.
Bir de kendini makbul göstereceksin.
Yoksa ya işsizsin ya da asgari ücrete talimsin.
Şimdi soruyorum, siz de cevaplayın.
Böyle bir devlet istiyor musunuz?
Böyle bir Cumhuriyet temenni ediyor musunuz?
Böyle bir Türkiye arzuluyor musunuz?
Duy bu sesleri Sayın Erdoğan, duy bu sesleri!
Ve bu Türk gençliğinden 19 Mayıs’ta utanmayı becer.
Aziz milletim,
Bu liyakat meselesi sadece gençlerin iş aradığı zaman değil,
Devletin en kritik makamlarında da karşımıza çıkıyor.
Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla,
33 yaşında bir kaymakam,
Millî Savunma Bakanlığı Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne atandı.
Kamuoyunda bu atama,
“33 yaşında tümgeneral” tartışmasıyla gündeme geldi.
Aslında düşününce, içinde bulunduğumuz sistemde,
Hayli liyakatli atama da diyebiliriz.
Atananın memleketi Güneysu, soy ismi de Erdoğan!
Atanan bu kişi yaptığı sosyal medya paylaşımında,
Sayın Cumhurbaşkanı hakkında ‘Sevgili dayım’ diye atıfta bulunuyor.
Ne olacaktı?
Ne bekliyorsunuz?
İçinizden birini ya da Oğulcan Başkanı atayacak değildi ya!
Ancak burada bir ayrıntı var.
Bakınız,
Savunma tedariki sıradan bir idari görev değildir.
Bu alan,
Askerî modernizasyon süreçlerini,
Mühimmat ve ekipman alımlarını,
Lojistik planlamayı,
Stratejik satın alma kararlarını,
Milyarlarca liralık kamu kaynağını
Ve en önemlisi ülke güvenliğini ilgilendirir.
İhale yapacak kurumlarda Erdoğan ailesinden başka kimse aklınıza gelmiyor mu?
Mesele,
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurumsal kültürünü,
Hiyerarşisini ve motivasyonunu ne kadar önemsediğiniz meselesidir.
Milletin evladı sınav kapısında beklerken,
Birilerinin önüne devletin en kritik kapıları açılıyorsa
Orada adalet yoktur.
Adaletin olmadığı yerde de
Gençlerin devlete güven duymasını bekleyemezsiniz.
Aziz milletim,
Biz bu memleketin gençlerine inanıyoruz.
Bu ülkenin gençleri çalışkandır.
Zekidir.
Yeteneklidir.
Dünyayı takip etmektedir.
Ülkesinin ne hâle getirildiğini de görmektedir.
Bugün sanal alemde, gençlere ihtişamlı hayatlar sunuluyor.
Peki, o hayatları kimler yaşıyor?
Alın teriyle yükselenler mi?
Bilgisiyle, emeğiyle, ahlakıyla başarıya ulaşanlar mı?
Yoksa iktidarla kurduğu ilişkiler sayesinde,
Kuralların dışında yaşamayı kendine hak görenler mi?
Erdemli olmak yoksullukla,
Çalışkan olmak belirsizlikle,
Kurallara uymak geride kalmakla sonuçlanıyorsa;
Böyle bir ülkede sadece ekonomi değil,
Ahlaki düzen de bozulur.
Sokak çetelerinin,
Uyuşturucu ağlarının,
Bahis ve kumar sitelerinin,
Gösteriş üzerine kurulu internet düzeninin
Gençler arasında bu kadar yayılmasının sebebi de budur.
Çünkü meşru refah yolları daraldıkça,
Gayrimeşru vaatler büyür.
Biz bu tabloyu kabullenmiyoruz, kabullenemiyoruz!
Gençlerimizi sahte hayatlara, karanlık ilişkilere,
Torpil ağlarına, çaresizlik düzenine teslim etmeyeceğiz!
19 Mayıs’ı gerçekten kutlamak istiyorsak,
Gençlerin önündeki bu duvarları yıkmak zorundayız!
19 Mayıs’ı anmak istiyorsak, Mustafa KemalAtatrük’ü anlamak zorundayız!
Değerli dava arkadaşlarım,
Geçtiğimiz günlerde İzmir’deydik.
Sokak sokak gezdik.
Esnafımızla konuştuk.
Üreticimizle konuştuk.
Vatandaşımızla dertleştik.
Kemeraltı’nda, Hisarönü’nde, Karşıyaka’da, Ödemiş’te
Milletin nabzını tuttuk.
Ben Kemeraltı’nda şunu söyledim:
Hayatımda bundan daha rahat yürüdüğüm bir Kemeraltı hatırlamıyorum.
Peki neden?
Çünkü iş yok.
Çünkü çarşı boş.
Çünkü esnaf siftah bekliyor.
Çünkü vatandaşın alım gücü kalmamış.
Bir esnafımız,
“İyi değiliz ama âdet yerini bulsun diye iyiyiz diyoruz” dedi.
Bir başka esnafımız,
“Tencerelerimiz kaynamıyor ama kaynıyor gibi yapıyoruz” dedi.
Bu cümle bugünkü Türkiye’nin özetidir.
Kaynamayan tencereyi kaynıyor gibi göstermek...
Geçinemeyen vatandaşa “sabret” demek...
Durgun çarşıya “ekonomi büyüyor” masalı anlatmak...
Bu iktidarın millete reva gördüğü budur.
Bir vatandaşımızla konuştuk.
“Kızım bilgisayar bölümünden mezun.
Yazılım ve kodlama okudu.
Ama iş bulamadığı için şu anda benim yanımda çırak olarak çalışıyor” dedi.
İşte gençlik tablosu budur.
Yıllarca oku.
Ailen emek versin.
Kendini geliştir.
Yazılım öğren.
Kodlama öğren.
Sonra iş bulama.
Ailenin yanında çırak olarak hayata tutunmaya çalış.
Bu gencin suçu nedir?
Bu ailenin suçu nedir?
Bu ülkenin evlatlarına bunu yaşatan düzenin adı nedir?
Ben söyleyeyim:
Bunun adı plansızlıktır.
Bu, niteliksizliktir.
Bu, verimsizliktir.
Bu, liyakatsizliktir, akılsızlıktır.
Bir gelinlikçi esnafımız da
“İşlerimiz durgun. Gençler evlenemiyorlar. Nasıl geçinecekler?” dedi.
Bakınız, bu da sadece bir esnaf şikâyeti değildir.
Genç evlenemiyorsa,
Ev kuramıyorsa,
Çocuk sahibi olmayı ertelemek zorunda kalıyorsa
Bu artık bireysel bir tercih meselesi olmaktan çıkar.
Bu, ülkenin geleceği meselesi hâline gelir.
Genç iş bulamıyor.
Bulsa geçinemiyor.
Geçinse ev kuramıyor.
Ev kursa yarını göremiyor.
Sonra da iktidar çıkıp gençlerden umut bekliyor.
Umut nutukla olmaz,
Umut, adaletle olur.
Umut, lafla olmaz,
Umut, liyakatle olur.
Umut, alın terinin karşılığını almakla olur.
Gencecik fidanlarımızı umutsuzluğa gark eden bu düzeni mutlaka değiştireceğiz.
Hem de gençlerle değiştireceğiz.
Bekleyin geliyoruz,
Geliyoruz, geleceğiz, sıkı durun hesap soracağız!
Değerli milletvekilleri,
Sevgili gençler;
İzmir’de üreticilerimizle de bir araya geldik.
Bir üreticimiz,
“Bittik biz, batırdılar bizi başkanım. Maliyetler çok yüksek” dedi.
Bir başkası,
“Bu yıl patates ektim. Patatesi şimdi söktük.
5 ton patates elimde, kilosu 5 TL diyorum alan yok. Kasanın içinde duruyor” dedi.
Bir üreticimiz,
“Dönümde 50 bin lira masraf ediyoruz ama 20 bin lira alamıyoruz” dedi.
Bir başkası ise,
Borçlarını ödemek için hayvanlarını satmak zorunda kalan arkadaşını gösterdi.
Ben de orada şunu söyledim:
Tarladaki kaybını telafi etmek için ahırdaki hayvanını satıyor vatandaş.
Bu, sadece bir çiftçinin dramı değildir.
Fabrika sahibi fabrikasını satıyor.
Lojistikçi, tırını kamyonunu satıyor.
Bu, Türkiye’nin üretim düzeninin çöküşüdür.
Bu, tarım politikasının iflasıdır.
Bu, gıda güvenliğinin alarm vermesidir.
Ödemiş toprağı bereketli topraktır.
Bir üreticimiz dedi ki:
“Başkanım, bizim topraklarımız Ödemiş toprağı. Bir senede üç çeşit mahsul kaldırıyoruz. Öyleyken biz ‘yandık’ diyorsak...”
Evet,
Ödemiş “yandık” diyorsa,
Bu ülkede yanmayan kim kalmıştır?
Üretici yanıyor.
Tüketici yanıyor.
Esnaf yanıyor.
Emekli yanıyor.
Genç yanıyor.
Krizin uğramadığı tek yer var:
Saray.
Çünkü Saray’da kriz yok.
Saray’da tasarruf yok.
Saray’da fedakârlık yok.
Saray’da geçim derdi yok.
Saray’da tencere kaynatma derdi yok.
Ama milletin evinde her gün hesap var.
Her gün zam var.
Her gün yeni bir kaygı var.
Her gün hayat kavgası var.
Defalarca dile getirdik,
Tarım Kanunu çok açık.
Tarımsal desteğe, millî gelirin yüzde 1’inden azını veremezsin diyor.
Kime diyor? Hükumete?
Kime diyor? Recep Tayyip Erdoğan’a.
Buna göre devletin son 20 yılda tarıma
En az 177 milyar dolar aktarmış olması gerekirdi.
Oysa Hazine’nin tarımsal destekleme ödemeleri kalemi altında yaptığı
Cari transferlerin toplamı yaklaşık 71 milyar dolar oldu.
Aradaki fark 106 milyar dolar.
Bugün tarım sektörünün bankalara olan güncel toplam borcu
Yaklaşık 31 milyar dolar.
Yani çiftçinin bankalara 1 birim borcu varsa,
Devletin çiftçiye ödemediği destekler üzerinden
Yaklaşık 4 birim borcu var.
Bunu herkes duysun.
Bu ülkede çiftçinin devlete borcu yoktur,
Devlet, çiftçiye borçludur.
Çiftçi fazlasını istemiyor.
Çiftçi ayrıcalık istemiyor.
Çiftçi, kanunun kendisine verdiği hakkı istiyor.
Alın terinin karşılığını istiyor.
Mazotun, gübrenin, tohumun altında ezilmemek istiyor.
Ürününü tarlada çürütmemek istiyor.
Borç ödemek için ahırdaki hayvanı satmak istemiyor.
Bizim tarıma bakışımız nettir.
Tarım sadece ekonomik bir sektör değildir.
Tarım, gıda güvenliğidir.
Tarım, millî güvenliktir.
Tarım, köyün ayakta kalmasıdır.
Tarım, şehirdeki sofranın güvencesidir.
Tarım, bağımsızlığın temelidir.
Tarlada üretimi sürdürülebilir kılamayan bir ülke,
Mutfaktaki yangını söndüremez.
Çiftçisini toprağa küstüren bir iktidar,
Millete ucuz gıda vaat edemez.
Enflasyonu düşüremez,
Sermayeyi de Türkiye’ye getiremez.
Şimdi sözde sermayeyi çekmek için yine varlık barışı görüşülüyor.
Kaç defa yaptınız, sayısını siz bile unutmuşsunuzdur.
En son yine böyle bir arayışın içinde olduğunuzda
2021 senesinde Grup Başkanvekili olarak soru önergesi vermiştim.
O zaman da tatmin edici bir yanıt alamadım.
O beklenen sermaye de bir türlü gelmedi.
Zaten bu varlık barışlarını bekleyen kesimler sermaye sahipleri de değil.
Bu “varlık barışı”,
Varlıkların hangi yollarla edinildiğini sorgulamaksızın kayıt altına alınması,
Buna bağlı olarak,
Bazı kesimlere fiilen hukuki koruma sağlanması sonucunu mu doğuracaktır?
Terörün finansmanı, silah, uyuşturucu veya insan ticareti gibi
Yasa dışı faaliyetlerden elde edilmiş varlıkların,
Bu kapsamda meşrulaştırılmaması için
Bakanlığınız hangi denetim ve önleme mekanizmalarını işletmektedir?
Ve son sorum,
Teröristlerle yürüttüğünüz pazarlık süreciyle
Bir kısım gedikli teröristin,
Türkiye’ye dönmesi de pazarlığın bir unsuru olarak açıkça konuşuluyorken,
Bu düzenlemenin PKK’nın yurt dışındaki kaynaklarının
Türkiye’ye sokulmasıyla bir ilgisi var mıdır?
Bu sorular o gün de cevapsızdı, bugün de cevapsızdır.
Ama şundan emin olunuz:
Bu iktidar hangi hesabı yaparsa yapsın,
Bu iktidarın yaptığı haksız uygulamaların İYİ Parti olarak takipçisi olacağız.
Milletle barışamayanlar,
Milli varlıklarla barışamayanlar,
Hep yabancınınne idüğü belirsiz varlığıyla barışıyorlar.
Bu sorularım kalsın,
İlgilileri bana değil, millete cevaplarını versinler!
Biz tarıma ve Anadolu’ya dönelim.
Peki biz İYİ Parti olarak ne yapacağız?
Öncelikle, üretici yaşını gençleştireceğiz.
Gençleri üretime teşvik edeceğiz.
Millet üretirken kazanacak.
Üretim bir cazibe alanı olacak.
Bakın bugün çiftçimizin ortalama yaşı 60’a yaklaşmıştır.
Ardı gelmiyor, yetişmiyor.
Sonra Afganistan’dan çoban getiriyorlar.
Bizim köylü elinden geleni yapmış,
Cumhuriyetine güvenmiş,
Dişinden tırnağından arttırmış, evladını üniversitede okutmuş.
Vatana millete hizmet etsin, iyi bir işe girsin istemiş.
Neden?
Çünkü tarladan kazanılmıyor, benim gibi sürünmesin istemiş.
Ama sonuç, baba tarlada aç,
Evladı şehirde işsiz ve yoksul.
Biz, “Anadolu’ya yeniden yerleşmek” derken işte bunu da kast ediyoruz.
Anadolu toprakları kaderine terk edilmesin diyoruz.
Bunlar,
Köyleri büyükşehire bağladılar.
Köyü, köylüyü, çiftçiyi boğdular.
Halbuki köy nefes alamazsa, şehirler boğulur.
Bugün işte bunu yaşıyoruz.
Halbuki mesele köyün, 200 kilometre ötedeki belediyeden çöp hizmeti alması
Oraya vergi ödemesi değildi.
Oraya muhtaç kalmadan, ayakta kalması, üretim yapmasıydı.
Bereketli ovalarda imar rantının değil;
Buğdayın, meyvenin, sebzenin para etmesiydi.
Mesele, sarı tarlaların ortasından binaların çıkması değil,
Fidelerin bitmesiydi.
Bunlar koca Anadolu’yu bitirdi, Anadolu’yu!
Bakın o ovaların haline,
Yerli mi yönetiyor, milli mi yönetiyor, kim yönetiyor onu görürsünüz!
Biz,
Üretici kooperatiflerini güçlendireceğiz.
Daha önemlisi, işler hale getireceğiz.
Bugün bunlar işlemiyor.
Çünkü iktidarın ekonomi programı
Balıkesir’e, Diyarbakır’a, Trabzon’a, Adana’ya değil
Sadece, Londra, New York ve Dubai bankerlerine çalışıyor.
Biz şu an iktidarda olsak atacağımız adımlar belli.
KOBİ’nin, sanayicinin KDV alacağını hemen ödeyeceğiz.
KOBİ’ler ekonominin temel taşı. Herkes nefes alır.
Esnafa makul taksitli faizsiz SGK ve vergi yapılandırması sunacağız.
Büyük bir yükten kurtulur nefes alır.
Teknoloji girişimcilerinin teşviklerini geciktirmeden ödeyeceğiz.
Sürekli teşvik açıklamaktan vazgeçilip, verilen sözleri yerine getireceğiz.
Çiftçilerin kullandığı akaryakıttan alınan vergiyi sıfırlayacağız.
Çiftçinin üretim girdilerindeki vergi yükünü hafifleteceğiz.
Devletten birikmiş alacaklarını ivedilikle ödeyeceğiz.
Faizcilere vereceğimizi, toprağımıza ekeceğiz.
Böylece üretim artacak, çiftçinin zararına sattığına
Vatandaş şehirde imrenerek bakmayacak.
Arzla talep buluşacak.
Üretici üretimden vazgeçmeyecek, Anadolu kaderine terk edilmeyecek.
Anadolu çocukları toprağından vazgeçmeyecek.
Aslan gibi evlatlarımız, ekecek, biçecek, üretecek,
21. yüzyılda teknolojiyle, yapay zekayla, dronelarla, makinalarla
Bu toprakları bayındır kılacak.
Hep söylüyorum:
Bunları yapmak zor değil,
Bunları görmek mesele.
Sen Anadolu ve Trakya’yı
Yabancı tohum ve tarım oligarklarının penceresinden görürsen,
Türk milleti bu hale gelir.
Füze üretiyoruz, uçak yapıyoruz!
Yahu bunları kim yapmış da sofrasında eti sütü ekmeğinden olmuş?
Sonra politbüro deyince kızıyorlar,
Türkiye’yi Sovyetler Birliği gibi idare ediyorlar deyince kızıyorlar.
Kızıl meydanda füze yürütüp,
Vatandaşını çürük patatese mahkûm eden hiçbir rejim ayakta kalamaz.
Milleti uyutmayın.
Devletin görevi;
Güvenliği, eğitimi, sağlık hizmetini, üretimi, huzuru, refahı, sosyal güvenliği,
Vatandaşına eş zamanlı sunmaktır.
Benim işçim de,
Benim köylüm de,
Benim esnafım da,
Benim emeklim de,
Benim memurum da
En iyi gömleği giyecek,
En güzel eti de sebzeyi de meyveyi de yiyecek,
En güzel arabaya da binecek!
İskele babası değilsiniz ya, elbette bu vatanın yeri de göğü de savunulacak!
Yok, yol yaptım, köprü yaptım, tünel yaptım…
Hayrınıza mı yapıyorsunuz arkadaş?
Hayrınıza mı yapıyorsunuz?
Tabii ki yapacaksın.
Saatte 2 milyar vergi topluyorsun.
24 sene bu ülkeyi biz yönetseydik,
Bu ülkede dert kalmazdı dert!
Çalmazdık, çaldırmazdık, yağmalatmazdık!
Size bu ülke nasıl yönetiliyormuş göstereceğiz.
Grup toplantımıza gelin ve salonun halini görün.
Merak etmeyin az kaldı!
İyilerin iktidarının VAKTİ GELDİ inşallah!
Değerli dava arkadaşlarım,
Yiğit kardeşlerim,
Bu hafta aynı zamanda Engelliler Haftası.
Engelli vatandaşlarımızın,
Ailelerinin, bakım verenlerin
Ve hak mücadelesi veren bütün sivil toplum kuruluşlarının
Sesini buradan duyurmak istiyorum.
Engelli yurttaşlarımızın meselesi
Bir yardım meselesi değildir.
Bu mesele bir hak meselesidir.
Bir insan onuru meselesidir.
Bir sosyal devlet meselesidir.
Bugün engelli vatandaşlarımız;
Eğitimde, istihdamda, ulaşımda, kamu hizmetlerinde,
Dijital erişimde ve bakım hizmetlerinde
Hâlâ ağır engellerle karşılaşıyor.
Kaldırımı erişilebilir yapmayan devlet,
Engelli yurttaşına “sokağa çıkma” demiş olur.
Toplu taşımayı erişilebilir hâle getirmeyen yönetim,
“Hayata katılma” demiş olur.
Okulları, hastaneleri, kamu binalarını, dijital hizmetleri
Engelli yurttaşların kullanımına uygun hâle getirmeyen bir anlayış,
Eşitliği sadece kâğıt üzerinde bırakmış olur.
Biz İYİ Parti olarak şunu söylüyoruz:
Engelli vatandaşlarımız ayrıcalık istemiyor.
Kazanılmış haklarının korunmasını istiyor.
Erişilebilir bir hayat istiyor.
Çalışma hayatına adil biçimde katılmak istiyor.
Bakım hizmetlerinde insan onuruna yaraşır destek istiyor.
Kamu hizmetlerinden herkes gibi yararlanmak istiyor.
Biz erişilebilirliği kâğıt üstünde bırakmayacağız.
Denetlenebilir, yaptırımlı ve bağlayıcı hâle getireceğiz.
Engelli istihdamında kota sistemini vitrin olmaktan çıkaracağız.
Kişisel asistanlık ve bağımsız yaşam modellerini güçlendireceğiz.
Engelli aylıklarını ve bakım desteklerini enflasyon karşısında ezdirmeyeceğiz.
7538 sayılı Kanun’la doğan mağduriyetleri giderecek,
Kazanılmış hakları koruyacağız.
Ve bütün politikaları
“Engelliler için” değil,
“Engellilerle birlikte” yapacağız.
Çünkü Cumhuriyet,
Hiçbir zaman, hiçbir yurttaşı geride bırakmamak demektir.
Buradan söz veriyorum.
Kimseyi geride bırakmayacağız!
Aziz milletim,
Bugün konuştuğumuz meseleler birbirinden ayrı değildir.
Anne emeği dediğimizde de
Gençlerin geleceği dediğimizde de
Engelli yurttaşlarımızın hakları dediğimizde de
Çiftçinin alın teri dediğimizde de
Devlette liyakat dediğimizde de aynı yere geliyoruz.
Türkiye’de adalet duygusu yara almıştır.
Devletin kaynakları yanlış yere akıtılmıştır.
Gençlerin umudu daraltılmıştır.
Üreticinin emeği değersizleştirilmiştir.
Emeklinin, dulun, yetimin ve engelli vatandaşlarımızın hakkı ertelenmiştir.
Kurumların hafızası, partizan sadakate teslim edilmiştir.
İşte 19 Mayıs’a giderken, asıl yüzleşmemiz gereken gerçek budur.
19 Mayıs sadece bayrak asmak değildir.
19 Mayıs, gençlere nutuk atmak değildir.
19 Mayıs, bir günlüğüne gençliği hatırlayıp,
Ertesi gün onları yine işsizliğe, mülakata, kira yüküne ve belirsizliğe terk etmek hiç değildir.
19 Mayıs’ın ruhu,
Milletin kaynaklarını bir zümreye akıtmak değil,
O kaynaklarla gençlere yol açmaktır.
19 Mayıs’ın ruhu,
Umutsuzluğu yönetmek değil, umudu yüceltmektir.
19 Mayıs’ın ruhu,
Sadakat düzeni kurmak değil,
Liyakatli bir Cumhuriyet inşa ve ihya etmektir.
Biz bu aklı yeniden hâkim kılmak için buradayız.
Biz gençlere sadece
“Siz geleceğimizsiniz” demiyoruz.
Biz gençlere diyoruz ki:
Siz bugünsünüz.
Siz bu ülkenin aklısınız.
Siz bu ülkenin enerjisisiniz.
Siz bu ülkenin değişim iradesisiniz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk,
Türk istiklalini ve Türk istikbalini gençliğe emanet etti.
O emanete sahip çıkmak,
Sadece gençlere armağan edilmiş bir bayramı kutlamakla olmaz.
O bayram, savsaklamak isteyenler olsa da zaten kutlanacaktır.
O emanete sahip çıkmak,
Gençlere adil bir ülke bırakmakla olur.
Hukukun işlediği,
Emeğin karşılık bulduğu,
Ehliyetin yükseldiği,
Üreticinin kazandığı,
Engelli yurttaşın hayata eşit katıldığı,
Annenin evladı için korkmadığı,
Gencin yarınından umut duyduğu bir Türkiye kurmakla olur.
İşte biz,
O Türkiye için buradayız.
Bu milletin evlatlarını,
Bu ülkenin gençlerini,
Bu Cumhuriyet’in umudunu
Çaresizliğe teslim etmeyeceğiz.
19 Mayıs’ın ilk adım ruhuyla,
Milletimizle birlikte,
Gençlerimizle birlikte,
Üretenlerle, emek verenlerle, hak arayanlarla birlikte
Bu bozuk düzeni değiştireceğiz.
Yaşasın Türk milleti!
Yaşasın Türk gençliği!
Yaşasın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti Türkiye Cumhuriyeti.
Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.





