İYİ Parti Genel başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun konuşmasının tam metni şu şekilde:

Türk’ün boyun eğmez başının

Temiz alnı Balıkesir!

Milli Müdafaanın cevheri,

Kuvva’nınşehri Balıkesir!

Allah razı olsun ki,

Sesimize ses verdiniz,

Sancağa el verdiniz…

Tarihimiz boyunca gördüğümüz gibi,

Vatan ve namus,

Devlet ve egemenlik,

Millet ve hürriyet söz konusu ise,

Balıkesirliler cefa çeker ama taviz vermezler.

Malını, canını feda eder,

Türk milletinin yüzünü yere baktırmazlar.

Kavga baş gösterdiğinde,

Az mıyız, çok muyuz diye düşünmez, gereğini yaparlar.

Sağ olun, var olun.

Hepinizi en içten duygularımla, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

En derin muhabbetlerimle kucaklıyorum.

Sözlerimin başında bu muhteşem tablonun mimarlarına teşekkür ediyorum.

Başta Balıkesir İl Başkanımız Hasan Fehmi Yörük olmak üzere tüm il başkanlarıma,

Fikrinin namusunu yüreğinde taşıyan, vefakar, cefakar teşkilat mensuplarımıza,

Kuva-yi Milliye meydanını şereflendiren, muhterem hanımefendilere ve beyefendilere,

Sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcilerine,

Ve tabii ki sevgili gençlere şükranlarımı sunuyorum.

Hazırlıklar esnasında bizden desteğini esirgemeyen,

Meclis’ten mesai arkadaşım, özel hayatımda kardeşim,

Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Akın’a,

Ve hangi partiye mensup olurlarsa olsunlar, sevdası Türkiye, kaygısı Türkiye’nin geleceği olan Cumhuriyet sevdalılarına takdir ve teşekkürlerimi bildiriyorum.

İyi ki varsınız…

Sizleri, 27 Haziran’da Tandoğan’dan selamlamıştım.

O gün,

Adalet için,

Hürriyet için,

Cumhuriyetimiz için

Birlikte bayrak açtığımız yaklaşık 200bin kardeşimizin de selamını getirdim!

Bugün de sizlerin selamını alıp,

Yurdun dört bir yanına taşıyacağım.

Sözüm olsun ki,

Durmayacağım!

İhaneti parçalayana kadar,

Gafleti mağlup edene kadar susmayacağım!

Bu şantaj siyasetini yok edene kadar durmayacağım!

Konuşmak için yeterince sebep var,

Konuşacak, haykıracak çok konu var.

Ama sözlerime başlarken,

Türkiye’yi birbirine güvensiz,

Kırgın, kızgın ve küs kılan tezgâhı,

Herkesi kendi içine kapatan şeytanlığı ifşa etmek istiyorum.

Daha evvel, “şantaj siyaseti” olarak tanımladığım,

Korku ve baskı iklimini mümkün kılan şer mekanizmasını,

Sözleri çürüten, yeminleri bozduran hakikat kırımını,

Tüm ayrıntılarıyla ifade etmek istiyorum.

Bu siyaset ki,

Kendini tek başına kılmak için,

Siyaseti butlanlarla cendereye alıyor,

İmralı’yı iktidarına ortak edebiliyor…

Bütün bunlar eş zamanlıdır ve ortak amaçlıdır.

Kısaca kayyım hepimizin başındadır,

Tüm muhataplar dinlesin isterim.

Bugün malum milletvekillerine,

Sarayın ikna odalarında,

Yarınlar yokmuşçasına ruhlarını sattırabilen utanmazlık,

Sadece bir aritmetik hesabından ibaret değildir.

Belediye başkanlarının “ya rozet ya Silivri” kumpaslarıyla

Erdoğan’ın elini öpüp hizmete devam diyebildiği yüzsüzlük de,

Sadece korkudan değildir.

Bu şahıs rejiminden, şahıs devletine geçişin girizgahıdır.

Tekraren altını çiziyorum, anlatıyorum

Ve hiç kimseyle mağduriyet,

Kimseyle de bir haklılık yarışına girmiyorum.

Bu sorun, hepimizin ortak sorunudur.

Ortada apaçık duran bir şey var,

Tüm Türkiye’yi, tüm siyaseti tutsak almış,

Ekonomiyi, piyasaları, üretim sektörlerini,

Medyayı, akademiyi, yargıyı,

Vakıfları, dernekleri, odaları, sendikaları ve siyasi partileri,

Ve elbette devletin tüm organlarını,

Yedi kollu canavar gibi saran bir sistemden söz ediyorum.

O sistemin merkezi Beştepe sarayıdır.

İstiyorlar ki,

Hiçbir alanda nefes alacak yer kalmasın…

Mesele ne İYİ Partine de başka partiler meselesidir.

Erdoğan ve avanesi,

Bu ülkeden, ulu bir orman değil,

Ot bitmeyen verimsiz bir “geren” çıkarmak istiyor.

O yüzden her şeyi, her birimizi kırmayı,

Birbirinden koparmayı,

Olan her şeyi yıkmayı, parçalamayı, bölmeyi

Kendilerine bir görev addediyorlar.

İstiyorlar ki,

Bu meydanlar olmasın.

İstiyorlar ki,

Kimse kendilerine, “yok öyle yağma!” demesin,

Bunun ihtimaline dahi tahammülleri yok!

Bu meydanda toplanan bizleri,

Gönlü, kalbi, bu meydanda atan, bizler gibi düşünen tüm kardeşlerimizi

Adeta hayattan silmek istiyorlar.

Siyasi partileri anlamsız,

Meclisi de gereksiz kılarak,

Milletin, kurallara ve kurumlara güvenini tamamen yok etmek istiyorlar.

Türk milletini siyasetten uzaklaştırmak istiyorlar.

O eski hikayelerin leş yiyici akbabaları gibi

Etimizden et kopartarak bizi yok etmek istemeleri de bundan.

Ne zaman hoşlarına gitmeyen bir şey olsa,

Zaman ayarlı mayınları ve bombaları harekete geçirmeleri de bundan.

“Bizi beğenmiyorsunuz ama bakın bunların haline” dedirterek,

Milleti siyasetten soğutmak, sandığa küstürmek istiyorlar.

Takım elbiseli bir dikta rejimi,

ABD Büyükelçisinin tavsiye ettiği şekliyle

“Müşfik bir monarşi” kurmaya çalışmanın aşamalarıdır bunlar.

Bizi mecbur kılmak istedikleri şey budur.

Siyasi ve vicdani namusuyla yaşayan tüm insanımız,

Kuralara uyan, alnının teriyle kazanan,

O naif, diğerkâm, hoşgörülü ve temiz Anadolu insanımız ebediyen yok olsun istiyorlar.

Bizi, sessiz, itirazsız, boynu bükük marabaları yapmak istiyorlar.

2053, 2071ve Yeni Türkiye Yüzyılı vizyonlarının arzuladığı şey aslında bundan ibarettir.

Bu ülkenin insanı,

Tarlasını ekemesin,

Sürüsüne bakamasın,

Atölyesinde, tezgahında ve dükkanında yapacak iş bulamasın istiyorlar.

El açan, ihsan dilenen, tornadan çıkmış milyonlar lazım onlara…

Şimdi diyeceksiniz ki;

Felaket senaryosu mudur bu?

Hayır, gelmekte olan acı gerçektir!

Ben 41 Bayrak Adamdan ve nice vatan evladından öğrendiğimi söyleyeyim:

Bile bile felaketi beklemek, felaketi büyütmekten başka bir işe yaramaz.

Anadolu insanının;

Yunuslarla, Kaygusuz Abdallarla,

Köroğlularla, Dadaloğlularla

Pir Sultanlarla örülmüş ruhunu istemiyorlar.

Rızkını, Hüda’dan bilenleri,

Kula minnet eylemeyenleri silip atmak istiyorlar bu vatandan.

Onlar bitirmeye çalışmadan,

Biz onun bitmeyeceğini göstermeliyiz.

Biz, buna mecburuz, hepimiz buna memuruz.

Millî mücadelenin bu kutlu şehrinde,

Akif’in Zağanos Paşa Camii’nden yükselttiği vaazından söyleyeyim:

“Milletler,

Topla, tüfekle, zırhlı ordularla, tayyarelerle yıkılamıyor ve yıkılmaz.

Milletler ancak aralarındaki bağlar çözülerek,

Herkes kendi başının derdine, kendi havasına,

Kendi menfaatini temin etmek sevdasına düştüğü zaman yıkılır.

Atalarımızın ‘kale içinden alınır’ sözü kadar büyük söz söylenmemiştir.”

Bu büyük sözü tekrarlamayı bir vazife biliyorum!

Herkes aklına ne geliyorsa, öyle anlasın!

Ben de o yüzden söylüyorum!

Bilsinler ki,

Bizim kalemiz Anadolu kalesidir.

Harcı uzak Asya’dan, taşı Kafkasya’dan, suyu Tuna’dandır.

“Bizim burçlarımız, Torosların zirveleridir.”

İngiliz’in zırhlısına,

Yunan’ın topuna,

Anzavurların kalleşliğine de dayanır evelallah!

Evet İYİ Parti,

Türk’ün milli devlet düsturunun yıkılmaz son kalesidir.

Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum:

Onlar nasıl Türk milletini yıkamadıysa, sen de bu kaleyi yıkamazsın.

Taşlarında kazılı sözler vardır,

Sen bu kaleyi yıkamazsın!

Her bir taşından yeni bir kale yükselir de,

Hangi sarayda oturursan otur, karşına dikilir!

Bir ölür, bin dirilir,

Sen bu kaleyi yıkamazsın!

Hangi akbabayı,

Etimizden et koparmaya gönderirsen gönder, bizi acıtmaz!

Sana hayır dediğimiz için,

İhanete baş eğmediğimiz için

Sen bizi cezalandırıyorsun ya, bizi azaltmaz!

Senin hanedan planına itiraz ettiğimiz için,

Bize fatura kesiyorsun ya!

Hepsi vız gelir, tırıs gider!

Velev ki attığın çamurun izi kalsın,

Senin sarayın güneş motele dönmüşse,

Bu siyasi namus bataklığında,

Sen yaşayacaksın, ben değil!

Sen ne yaparsan yap,

Kimse sana mecbur olmayacak,

Bu millet sana mecbur kalmayacak.

Bu millet susmayacak!

Sen değil!

Türk milleti ebediyen yaşayacak!

Tek şükrümüz Allah’adır.

Tek minnetimiz Allah’adır.

Tek korkumuz Allah’tandır!

Kardeşlerim;

41 Bayrak Adam’ın

Bir asır önce bayrak açtığı topraklarda,

Tek bir yumruk olduğu cesaretteyiz.

Aynı duygularla, aynı iradeyle,

Aynı iman kudretiyle ayaktayız.

Alnımız o günkü gibi, onların alnı gibi aktır!

Başımız o günkü gibi, onların başı gibi diktir!

Çünkü hürriyet ve istiklal,

Bir annenin evladına sevgisi gibi,

Büyüğünden aldığı duası gibi, bu milletin bütünleyici parçasıdır.

Onsuz olmaz,

Bu millet istiklal-i tam olmadan yaşayamaz.

Büyük Türk milletinin asil evlatları,

Kardeşlerim;

Diyorlar ki, bizlerin sayısı azmış!

Daha da azaltacaklarmış!

Onlarsa çoklar, pek çoklarmış!

Bu yüzden,

Ne diyorlarsa evet diyecekmişiz!

Cumhuriyetimizi yıkacaklar,

Biz, baş üstüne diyecekmişiz.

Egemenliğimizi çiğneyecekler,

Biz helal olsun diyecekmişiz!

FETÖ’de kandırıldık,

Ekonomide dış güçler,

Deprem olunca kader,

İmralı’daki caniye de kardeş diyecekmişiz.

25 yıldır devam eden yağmaya,

Helal rızıklarımızdan çalıp Karun olanlara,

Vergilerimizle sefa sürenlere ses çıkarmayacak,

Bir ömür yetmez diyecekmişiz!

Biz susmayacağız!

“Ey Türk Milleti, üste gök çökmedikçe,

Altta yer delinmedikçe,

Senin ilini ve senin töreni kim bozabilir?”

Bu töreyi bozmaya yeltenenin sonu ne olabilir?

Bugüne kadar ne olduysa,

Bundan sonra da o olacaktır!

Susacak mıyız?

Baş eğecek miyiz?

Boyun bükecek miyiz?

Teslim olacak mıyız?

Türk milleti, İmralı’nın dileklerine,

İktidarın açık pazarlıklarına, Kandil’in gediklilerine ses etmeyecekmiş.

Hapishanelerden, terör kamplarından, Avrupa’dan

Gelecek 9000 teröristin, zehir tacirinin

Elini kolunu sallayarak dolaşmasını izleyecekmiş.

Öyle mi?

Şehirlerimizde, sokaklarımızda, çarşılarımızda

Mafyası, çetesi, karteli azmış gibi,

Milletin başına yeni belalar musallat edecekler,

Biz de bunlara kayıtsız kalacağız öyle mi?

50 yıl silahla başaramadıklarını,

Siyasetle yapmalarına izin veren bu yasaya karşı,

Bizler dilimize dikkat edecekmişiz.

Öyle mi?

Ve yine bizler,

Bu memleketin şeref ve namus sahibi insanları,

Kürt kardeşimi, PKK ile eşitleme formülünü

Demokrasi diye kutsayacakmışız,

Kardeşle kardeşin arasına duvarlar koyacakmışız,

Öcalan’ın kayyım memurluğuna minnettar olacakmışız.

Öyle mi?

Çıkartılan, af değilmiş, infazmış!

İnfazsa, Türk milletinin infazıdır bu.

Bizi eşitleyen Cumhuriyet’in infazıdır.

Onun temeli olan Milli Devletin infazıdır.

Tepeden tırnağa Türk hukukunun infazıdır,

Katlidir, yok edilmesidir!

Çünkü hiçbir iktidarın

Milletin tamamına gözünü kırpmadan silah sıkmışlara,

Millet ve devlet düşmanlarına hak ve hukuk bahşetmeye hakkı yoktur.

Kimsenin buna hakkı yoktur!

Bu kalkışma,

Ancak Yassıada kararları kadar meşrudur.

12 Eylül kadar yasaldır.

Ve ancak 28 Şubat kadar demokrattır.

Kurullar olacakmış,

TBMM izleyecekmiş!

Kaç kişi yararlanacak sen onu söyle!

Şeytan alemine açtığınız bu kapıdan,

Kaç zebani geçecekmiş sen onu anlat millete!

Bir kere de doğru söyleyin,

Bir kere de mert olun,

Eveleyip gevelemeyin!

Çıkın, söyleyin!

Ben bu memleketin evlatlarının,

İnsanca yaşamasına düşmanım deyin!

Bu memleketin hakça yönetilmesine karşıyım deyin!

Türk milletini,

106 sene önce kurtardıkları vatanında sahipsiz,

103 sene önce kurdukları Cumhuriyet’te

Kimsesiz bırakmak için uğraşıyoruz deyin!

Neden mi?

Neden mi? Söyleyeyim…

Çünkü onlar, çoğunluk,

Biz azınlıkmışız.

Onlar Meclis’te 467,

Bizse azmışız.

Söyle Balıkesir, kaç kişiyiz!

Söyle Balıkesir, Beştepe’den duyulsun.

Ortağı Balgat’tan yankılansın.

İmralı zindanındaki hainin

Aklına bir kere daha kazınsın.

Söyle Anzavurlar titresin!

Bir de…

Kendi vatanından çok,

Binasının yasını tutanlar da bir kere daha öğrensin!

Saysınlar bakalım, saysınlar!

Sayılmayız saymak ile!

Kırsınlar bakalım, kırsınlar!

Tükenmeyiz kırmak ile!

O zaman eyvallah!

Eyvallah!

Bakın, mesele ne biliyor musunuz?

Karamsarlığa asla kapılmamak!

Riyakarlığı bünyede barındırmamak!

Doğru bildiğinden asla şaşmamak!

Hakkından asla vazgeçmemek!

Kendi şerefini hiçbir şerefsize çiğnetmemek!

Milli şerefi asla ayaklar altına vermemek!

Çünkü biliyoruz ve eminiz ki;

Ellerinde ve yüreğinde Türk milletinin sancağını asırlardır taşıyan

Bir tekimiz de kalsak, bizi yenemezler!

Biz başkaları gibi kazanmak için değil, başarmak için yola çıkanlarız.

İçimizdeki ruhu ve yanan ateşi nasıl anlayacaksın?

Sen Havran’lı Seyit Onbaşının besmelesini nasıl yeneceksin?

Sen, Kurtdereli Mehmet’in sırtını nasıl yere getireceksin?

İşte bu meydanda onların torunları var,

Bu bilekleri nasıl bükeceksin?

Biz teksek de bir kişi değiliz,

Biz sadece BİRİZ!

Bazen bunu unutan ama artık her gün ama her gün,

Hatırlamak zorunda kalan dev bir bütünüz!

Mesele bu bütünü yola çıkarabilmekte,

Ona ne olduğunu hatırlatabilmektedir!

Mehmet Vehbi’nin,

Yırcalızade Şükrü’nün,

Leblebici Raşit’in,

Bir sözü yetiyor, şuuru ve idraki yetiyor bu eşsiz cevheri ortaya çıkartmaya,

Şehit Köprülülü Hamid Bey’in son sözlerini hatırlamak yetiyoryeise kapılmamak için:

“Kuvai Milliye, yalnız ben değilim,

Kuvai milliye bütün millettir,

O millet, ölmeyecektir!”

Türk milleti baş eğmeyecektir!

Sayınız yetti, elleriniz ihanete kalktı, teklif kanunlaştı.

Ama hiçbir çoğunluk,

Yanlışı doğruya,

Haksızlığı hakka çeviremez.

Tarihin hükmünü yazamaz ve silemez.

Sanmasınlar ki biz,

O menfur oylamanın yasını tutuyoruz.

Biz, Akif’in Balıkesir hutbesindeki nasihatini tutuyoruz:

“Aramıza sokulan fitneleri, fesadları, particilikleri,

Daha bin türlü ayrılık gayrılık sebeplerini

Ebediyen çiğneyerek el ele, veriyoruz!”

Çünkü bize, birlik ve bütünlük lazımdır!

Adamı değil, adamcılığı,

Zihni değil, zihniyeti,

Rozetleri değil, Türkiye’yi değiştirmek için,

Yolu değil, amacı değiştirmek için

Bize vahdet, bize birlik, bize biz olmak lazımdır!

Bakın, Balıkesir’in cesur evlatları

Millî mücadelenin ateşini nasıl yakmış?

“İlhakı reddetmek yetmez” demişler

“Protesto etmek yetmez!”

“Bekleyerek bir yere varılmaz” demişler.

Tek çare mücadeledir.” diye ant içmişler!

Tek çare mücadeledir!

Tek yol mukavemettir!

Bilsinler ki,

Bize şerefimizle yaşayacak,

Haysiyetimizle ölecek bir vatandan başka hiçbir şey lazım değildir!

Terimizle ekecek,

Helal ile biçecek bu mübarek topraktan başka

Bize hiçbir şey lazım değildir.

Bize vatan lazımdır!

Büyük Türk milleti;

Hani yalan ağızlarına yuva yapmış derler ya,

Bunlarınkine yuva yapmamış!

Çadır açmamış, ev kurmamış,

66 katlı rezidans yapmış rezidans!

25 yıldır sayılara takla attırmaktan,

Uydurma masallarla tarihimizi kirletmekten başka,

Her kavşakta ortak değiştirip,

Her musibette, 40 tas su dökülmekten başka bir şey yapmadılar.

Yapmadıklarına yaptık deyip,

Sebep olduklarını inkâr etmekten başka bir şey yapmadılar.

Şimdi iktidarlarının 25’inci yılını kutluyorlar.

Salonları süslemiş, ışıkları yakmış, şakşakçılarını toplamışlar.

Bir de milletin karşısına geçip,

Çeyrek asırlık hikâyelerini anlatıyorlar.

Ben, Kuva-yi Milliye Meydanı’ndan

İşin gerçeğini anlatayım,

Çeyrek asırlık köhneliği, çürümüşlüğü, sahteliği anlatayım:

Daha bismillah, 1 Mart tezkeresiyle çıktılar yola,

Amerikan askerlerini Türkiye’ye sokmaya kalktılar.

Kıbrıs’ı iktidarlarının diyeti olarak vermeye kalktılar.

Büyük Ortadoğu Projesinde, eş başkanlıklarını meydanlarda haykırdılar.

İktidara gelirken aldıkları millet mührünü

Daha ilk günden bir balyozla değiş tokuş ettiler!

25 yıldır ellerinde aynı balyoz var.

Cumhuriyetimize, milli devletimize vurdukça vuruyorlar.

Etiketini okuyayım size o balyozun:

“İsrail’de tasarlanmıştır.

Amerika’da üretilmiştir.

İngiltere’den ithal edilmiştir.”

Yirmi beş yıldır bu Cumhuriyet o balyozla sarsılıyor.

Hürriyetlerimiz tırpan yiyor.

Hukukumuz hızara veriliyor,

Refahımıza kıran giriyor.

Mutluluğumuz kıyıma uğratılıyor.

Huzurumuz her gün biçiliyor.

Alın terimiz yağmalanıyor,

Geleceğimize ipotek koyuluyor.

“25 yıllık destan” bu işte.

Sorarım size,

Dünya 7 dolara et yerken

Türk milletine 21 dolara et yedirmek mi başarı?

Enerji fiyatı,

Avrupa’da üç yılda yüzde 7 artarken,

Bu milletin faturasını yüzde 277 artırmak mı başarı?

Milyonlarca insanı işsizliğe ve umutsuzluğa mahkûm etmek mi başarı?

Sizin başarı dediğiniz şey, baştan sona milli felaket!

Yirmi beş yılda en çok büyüyen grafik, fabrikalar değilcezaevleri oldu.

Suçlar büyüdükçe, cezalar küçüldü.

Suçlulara cüret verildikçe,

Masumlar sindiler.

Refahı değil sefaleti büyüttünüz.

Toprağın bereketini kuruttunuz.

Memleketin toprağını öksüz,

Sularını sakat bıraktınız

Başarı ha!

Millete taksitle yağ ve bulgur aldıran başarı.

44 milyonu krediyle yaşatan başarı.

6,5 milyon ev genci yaratan başarı!

Nüfusumuzu tüketen

Aileleri dağıtan başarı!

Emeklinin ömrünü yediniz.

Gencin hayallerini yıktınız.

İşçinin emeğine kibrit suyu döktünüz.

Çalışanın yarısını asgari ücrete sıkıştırıp,

O ücreti de açlık sınırının altına gömdünüz.

Yirmi beş yıllık destan!

Çeyrek asır önce

İcazet aldığınız,

Türkiye’nin iradesini dışarıdaki projelere bağlayan siyasetiniz neyse,

Bugün Türk milletinin iradesini

İmralı’daki terör hükümlüsünün hesabına bağlayan siyasetiniz neyse,

Netanyahu ile “düşmancılık” oynayan riyakarlığınız odur.

İngiltere ile borsa oynayan faizciliğiniz odur.

Trump ile emret komutanım oynayan gurursuzluğunuz odur.

Çünkü sizin için,

Geminizi yürütmek için,

AB yoksa, İngiltere var.

İsrail yoksa, ABD var,

FETÖ yoksa, Metö var!

IŞID yoksa, PYD var!

Sol liberaller yoksa,

Konfederasyoncular var.

Elbette şimdi PKK var.

Yarın ne olur Allah bilir!

Her kim ki bu münafıklığa el pençedir,

Makbuldür, ortaktır, yandaştır.

Her kim ki buna itiraz eder, direnir,

İşte o zaman teröristlikten teröristlik,

Mahkemelerden hücre beğenir.

Ortaklık defterinizde,

Bir tek Türk milletinin adı yoktur!

Ezcümle,

İşbirlikçilikle başlayan 25 yılın sonunda daireyi tamamladınız.

Siyasetiniz oldu, çarkıfelek,

Daire-i adalet oldu, çarkı dalalet.

İktidar ve ortaklarına soruyorum!
Sahada güvenlik güçlerimiz tarafından defalarca mağlup edilen PKK’ya,
Masada bugün verilmeye çalışılan imtiyazın sebebi nedir?
Uluslararası terör ve suç örgütü PKK,
50 yıl emperyalizme hizmet ettikten sonra, şimdi bundan vazgeçecekmiş,
Ve bundan sonra da Türkiye ile birlikte hareket edecekmiş.
Öyle mi?

Emperyalizmin karşısında duracakmış öyle mi?
Bu trajikomik hayale gerçekten inanmamızı mı bekliyorsunuz?
Huzura inanmak, demokrasi istemek,
Silahlar sussun demek başka bir şeydir,
Ahmaklıksa başka bir şey!

Sizin karşınızda ahmak yok!

Büyük milletim;
Çerçeve çerçeve diye konuştukları rezaletin

Yaldızlı varaklarını değil, içindekini söylüyoruz,

Şimdi de ressamlarını söyleyeyim:

Cumhurbaşkanı Erdoğan,
Devlet Bahçeli,
Ve Abdullah Öcalan’dan oluşan üçlü koalisyondur.

İlham kaynaklarını ve hocalarını da pekâlâ hepimiz tanıyoruz.

Diyorlar ki,

Herkes barış ve kardeşlik diliyle konuşmak zorundaymış,

Bizler, “barış” ortamını bozuyormuşuz!

Kim kiminle barışıyor Numan Efendi?

Kim kimle savaştı da sen barıştın ve biz geri kaldık?

Ağızlarından çıkanların değdiği yerlere bak!

Diyorlar ki,
Atılacak adımlarda acele edilmeliymiş,
Yoksa süreç enfekte edilirmiş; böyle sesleniyor sahibinin sesi ulak partisi.

Yahu sizin Cumhuriyet düşmanlığınızdan ala enfeksiyon mu var?

Sizin komün fantezilerinizden öte,

Öcalan sevdanızdan ala hastalık mı var?

Türkiye’nin Lübnanlaşmasından, Iraklaşmasından,

Suriyelileşmesinden ala felaket mi var?

“İktidar sözcüleri ve gözcüleri”

Diyorlar ki bize,

Yıkıcı eleştiri yapıyormuşuz!

Önerimiz yokmuş!

Adamlar evimizi başımıza yıkıyor,

Bir de eleştirimizden şikâyet ediyorlar.

Biz yıktırmayacağız diyoruz!

Cumhuriyet diyoruz, eşitlik diyoruz,

Hukuk devleti diyoruz.

Biz rahatsız değiliz kardeşim!

Bizim canımız burnumuzda.

Tenkit edebiyatta olur,

Biz size yanlış yapıyorsunuz edebinizle gidin diyoruz!

Ve yasa Meclis’ten geçer geçmez

Bizim tam 1 yıl 10 aydır söylediğimiz gibi,

Terörsüz Türkiye diye çıkılan yolun istikametini

Bir bir söylemeye başladılar.

Silahlar bırakılmasın mı?

Barış gelmesin mi?

Analar ağlasın mı?

Sonra?

Darbe anayasasından kurtulmayalım mı?

Şu maddeyi değiştirsek iyi olmaz mı?

Hangi maddeyi? 3’ü mesela?

Allah kelamı mıdır Anayasa?

İşte dolaşıma giren yeni laflar bunlardır.

Ve sanmayın ki dertleri sadece o metni değiştirmektir.

Öcalan gelsin konuşsun dediler,

Bu işin çok sonraki safhasıydı,

Aslolan onu sisteme almaktı.

Şimdi İmralı canisi cezaevinden çıkmadı diye dua edelim istiyorlar.

Anayasa tartışmalarında da böyle olacak.

İlk 4 madde diye, 42 diye, 66 diye yola çıkacak,

Ortaya bubi tuzakları salacaklar

İşin sonunda Cumhurbaşkanı’na dönem sınırı kalkacak,

Ve kıyıda köşede kalan 3-5 yetki daha verecekler.

Gerisi de umurlarında değildir!

En başından beri uyarıyoruz:

Türkiye’nin tartışılmazlarını tartışmaya açacaklar diye.

İşte terör örgütünün uzantısı partinin eşbaşkanı,

“Yasanın yalnızca silah ve şiddet zeminini ortadan kaldırdığını;

Asıl siyasi-hukukî tartışmanın bundan sonra başlayacağını açıkça ilan etti.

Yasanın “Kürt meselesinin demokratik çözümü” olmadığını,

Sadece meselenin hukukî ve siyasî zeminde tartışılmasının önünü açtığını söyledi.

Bunların anayasası tektir:

Dediğim dedik, çaldığım düdük yasasıdır.

İzin verecek miyiz?

Tuzağı bozacak mıyız?

Pes edip susacak mıyız?

Burası haklılar meydanı,

Bizler, haklı çıktığı için üzülenlerdeniz.

Yüzlerce, binlerce terörist
Entegrasyon adı altında ortaya salındığında,
Olacakları bildiğim için şimdiden kahroluyorum.

Meclisi cebren ve hileyle askıya almış Saray iktidarının

Ne hikmetse bir anda Meclis’e başvurduğu bu ortamda,

Verdiği evet oylarıyla, bir gövde gösterisi yapma imkânı verenleri,
Önce Allah’a sonra da milletime havale ediyorum!

Evetçi, Havetçi veya yetmez ama evetçiler!

Biz iktidar eleştirmiyormuş,

Muhalefetin insicamını bozuyormuşuz.

Adam gümbür gümbür ömür boyu başkanlığa gidiyor...

Terörsüz Türkiye diye attıkları astarın altında,

Savunmasız Türkiye hedefi vardır,

Hükümsüz bir Cumhuriyet hedefi vardır.

Muhalefeti eleştiriyormuşuz.

Arkadaş,

İktidarın ne dediği belli, ajandası da belli,

Çektiği film de belli…

İktidarın değirmenine niye su taşıyorsun diye sormayalım mı?

Niye ona anayasal çoğunluktan fazlasını bahşediyorsun?

Bundan 3 ay sonra, 6 ay sonra,

Yine son yarım saatte oy mu değiştireceksin?

Türkiye’nin hangi seçim bölgesinin hanedan rejimi,

Hangisinin feodal düzen,

Hangisinin Cumhuriyet istediğine göre mi karar vereceksin?

“Dur bakalım ne olacak” fıkrasını canlandırmanıza gerek yok.

Soru, bütün partiler için açıktır, nettir, basittir:

Tek bayrak mı? Türk bayrağı mı?

Tek devlet mi? Türk devleti mi?

Tek millet mi? Türk devleti mi?

Önce buna cevap verin!

Bu meydandaki kardeşlerim söylesinler…

Tek bayrak değil…

Tek devlet değil…

Dervişoğlu: İhanet belgesini kabul etmeyeceğiz
Dervişoğlu: İhanet belgesini kabul etmeyeceğiz
İçeriği Görüntüle

Tek millet değil…

Bu meydanın tercihi bellidir!

Verdiği oyları ona göre vermiştir,

Sözünü de ona göre söylemiştir!

Kardeşlerim,

Bu sözde süreci pişirenlerin,

Bu paçavra yasayı hazırlayanların,
Bir yarısı, bu ülkenin 103 yıllık Cumhuriyet tarihini,
Reklam arası olarak görürken,
Bir yarısı da zulüm tarihi olarak görüyor.
Ve bu zihinler bir araya gelip, sözde süreç başlatıyor.

Bu ihanete karşı çıkanlar da buradadır.

İşte seçilecek taraf budur!

Hangisini sayayım, bilmiyorum.

2007, 2009, 2010, 2017 ve nihayet 2025…
Hepsi özenle seçilmiş sözcüklerle,
Yetmez ama evetlerle geldi.

Hepsiyle bu ülkenin kurucu ilkelerini sakatladılar.
Şimdi yine aynı türküyü söylüyor,
Herkesin de eşlik etmesini istiyorlar.
Biz ise bunu ne olursa olsun reddediyoruz!
Yeter artık, size de ortaklarınıza da yeter diyoruz

EVETÇİLERE DE

HAVETÇİLERE DE

Yetmez ama evetçilere de YETER!

YETER!

Siz kanmaktan bıkmadınız,

Biz kandırılmanızdan bıktık!

İktidarın bugüne kadar yaptıkları,

Bundan sonra olacakların açık seçik teminatıdır.

Bizim tüm itirazımız bunadır.

Bunlar siyaseti düşmanlığa çevirenlerdir.

Bunlar, komşuyu komşuya düşman edenlerdir.

Bunlar, rızkımızı çalıp,

Suçu başkasında aratanlar,

Kardeş arasına nifak sokanlardır.

Ey Kürt kardeşim,

Seni Cumhuriyet’ten hesap sormaya itenler var.

Hepsi bir ağız etmiş, sana bunu söylüyorlar.

Bunlar ki,

Biri 35 senedir seni temsil ettiğini söylüyor,

Bir diğeri de 25 senedir ülke yönetiyor.

Sen onlara, hepimize

Çocuk gelinleri sor!

Kadın cinayetlerini,

Sana yaşatılan zorbalıkları sor.

25 yıldır bitiremedikleri GAP’ı,

Yapılmamış tren yollarını,

Söz verilip açılmayan fabrikaların hesabını sor!

Gel beraber soralım!

İşte o zaman o zılgıtlar, halaylar

Zeybekler, horonlar

Hepsi hürriyete yükselir.

Demokrasiye yükselir.

Ünzile kaç koyun ediyor, bana bunu sor,

Gel bunu düzeltelim!

25 yılın hesabını

Cumhuriyete kesenlerin hesabını, asıl biz keselim!

20 yaşında teğmeninin ettiği yeminden,

Komedyenin mizahından, karikatüristin çizgisinden korkuyorlar.

Şantajla ülke yönetiyor, her türlü çürümüşlük hüküm sürerken,

Ahlaksızlığı şarkılarda arıyorlar.

Bunlar, Bakanlarını arabulucu diye göndertip,

O makamları teminat gösterip,

Kıytırık bir şirkete bile söz geçiremeyip,

100 maden işçisinin sorununu çözemiyorlar.

Soruyorum,

Bunlar mı bizim sorunlarımızı çözecekler?

Bunlar, terör gazisinin bile hakkına giriyor,

Bacağını vatana feda etmiş kahramanları

Tehlikeli görüp Meclise sokmuyorlar.

Önlerine polis ekipleri yığıyorlar.

Soruyorum,

Bunlar mı bizim sorunlarımızı çözecekler?

Bunlar din, diyanet derken,

Papaz okulu açıyorlar.

Bunlar Yunanistan’a mehter çalarken,

Türk okulları kapanıyor, gık çıkaramıyorlar!

Lafı uzatmaya gerek yok!

Bunlar, kardeşlerim bunlar!

Ayasofya’yı ibadete açarken,

Kendi Bizanslarını kuruyorlar!

İşte evladı- fatihan burada!

Kuva-yiMilliyeciler burada!

Siz kardeşlerim,

Ne yapacağınızı biliyorsunuz!

Kime sahip çıkacağınızı biliyorsunuz!

Kabil olup katil olmaktansa, Habil olup maktul olmayı tercih etmenin ne anlama geldiğini biliyorsunuz!

Sonuna kadar mücadele edeceğiz!

Ve nihayetinde de,

Başaracağız, başaracağız, başaracağız!

Büyük Türk milleti;

Kim ne derse desin,

Biz, bu kalkışmayı, ceketimizi ilikleyip normalleştirmeyeceğiz!

Bugünün bir yarını olduğunu biliyoruz.

Bizim için, bu teröriste af yasasıdır.

Tsunaminin ilk dalgasıdır.

Bize bunların bedelini ödeteceklermiş!

Partimize saldırıları arttıracaklarmış!

Umurumda bile değil!

Demek ki doğru yoldayız.

Ben kutlu çınarların budaklarında büyümüşüm,

Gözümü hiçbir şeyden sakınmam!

Bu Cumhuriyet yeksan olduktan sonra,

150 yıllık meşveretimiz yıkıldıktan sonra,

Bunu dert etmeyip,

Anket puanı peşinde her kim koşuyorsa,

Alsın o puanların hesabını görsün!

Vekillik maaşı peşinde koşuyorsa,

Rozet değil, isterse boynuna tasma taksın,

Umurumda bile değil!

Sokakta milletin, aynada kendinin,

Evde çocuğunun yüzüne bakamıyorsa,

Allah onun cezasını zaten vermiştir.

Bizim için,

1921’de Polatlı’dan gelen düşman top sesleri neyse,

İhanet süreci de odur.

Bunu düğün davulu zanneden varsa, zil takıp oynayabilir.

Ama biz, 41 Bayrak Adam’ın yolundan yürüyoruz.

Biz Türklük mevziisini terk etmeyeceğiz.

Cumhuriyet menzilinden sapmayacağız.

Bir vatan daha kaybetmeyecek,

Bir millet daha yitirmeyeceğiz!

Herkes bunu böyle bilsin!

Adaletsizliğe açtık bayrağımızı!

Riyakarlığa açtık bayrağımızı!

Gazinin bıraktığı can parçasına,

Şehidin akıttığı kan hatırına,

Nice anne, baba, evladın ve eşlerin,

Gözyaşları için açtık bayrağımızı!

Bizim olanı bizden alanlara açtık!

Bizi bizden koparanlara açtık bayrağımızı,

Yemin yere düşmesin diye açtık!

Bir vatanımız var,

Bir Cumhuriyetimiz var,

Bize bırakılmış bir emanet var,

Bunun için açtık bayrağımızı.

Şimdi ya bu bayrak yükselecek,

Yahut kardeşi kardeşe düşürenler

Dostları nifakla vuranlar sevinecek.

Karar senin, benim, hepimizin…

Her gecenin bir gündüzü var, bakmak istersek,

Her Firavun’un bir Musa’sı var, bulmak istersek,

Her yanımızda umut var, tutmak istersek.

O HALDE

TUTUN ELLERİMDEN

DÜŞÜN PEŞİME!

Çaresiz de değiliz, umutsuz da…

SON BULSUN TESLİMİYET! YIKILSIN ZİLLET!

YAŞASIN CUMHURİYET! YAŞASIN MİLLET!