İYİ Parti Genel başkan yardımcısı ve Denizli Milletvekili Yasin Öztürk'ün açıklaması şu şekilde:

(Yazı biraz uzun , umarım üşenmezsiniz, neresini çıkarsam eksik kalırdı,Ahvalimiz)

TÜRK OLMAK

Bazı kelimeler vardır; yalnızca söylenmez, hissedilir.

Bazı değerler vardır; yalnızca anlatılmaz, uğruna yaşanır.

Bazı emanetler vardır; insana atalarından kalır, fakat aslında gelecek nesillere aittir.

Bayrak…

Vatan…

Tarih…

Millet…

Bunların her biri, Türk Milleti için bir kelimeden çok daha fazlasıdır.

Bayrak, gökyüzünde dalgalanan bir kumaş değildir.

Vatan, haritada sınırları çizilmiş bir toprak parçası değildir.

Tarih, eski kitapların sararmış sayfalarında kalmış hadiseler bütünü değildir.

Millet ise aynı coğrafyada tesadüfen yan yana yaşayan insanların kalabalığı hiç değildir.

Bayrak, uğrunda toprağa düşenlerin son bakışıdır.

Vatan, o Şehitlerin üzerini örten mukaddes topraktır.

Tarih, dün ile bugün arasında kurulan büyük hafıza köprüsüdür.

Millet ise ortak bir kaderi paylaşmaya, gerektiğinde o kader uğruna bedel ödemeye razı insanların adıdır.

İşte bu yüzden Millet olmak, yalnızca aynı nüfus cüzdanını taşımak değildir.

Millet olmak; aynı bayrağa bakınca aynı heyecanı duymaktır.

Aynı İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmaktan öte, o marşın hangi şartlarda yazıldığını bilmektir.

Çanakkale denildiğinde boğazında bir düğüm hissetmek, Sakarya denildiğinde göğsünü kabartmak, Dumlupınar denildiğinde bağımsızlığın bedelini hatırlamaktır.

Çünkü tarih bilinci olmayan bir toplumun hafızası, hafızası olmayan bir toplumun istikameti, istikameti olmayan bir toplumun ise geleceği olmaz.

Türk Milletinin tarihi, sıradan bir Milletin sıradan hikâyesi değildir.

Bu tarih; Orhun'un taşlarında yankılanan Devlet şuurudur.

Malazgirt'te Anadolu'nun kapısını açan iradedir.

İstanbul surlarının önünde çağ kapatıp çağ açan kudrettir.

Çanakkale'de dünyanın en güçlü donanmalarına karşı göğsünü siper eden Mehmetçiktir.

Sakarya'da geri çekilecek başka bir Vatan toprağı bırakmamacasına verilen mücadeledir.

Dumlupınar'da bağımsızlığa yürüyen ordunun ayak sesidir.

Ve nihayet Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, küllerinden yeniden doğan Türkiye Cumhuriyeti'dir.

Bu uzun tarih boyunca Türk Milleti nice zafer gördü, nice yenilgi yaşadı; devletler kurdu, devletler kaybetti; yurtlar edindi, yurtlardan sürüldü. Fakat bir şeyi hiçbir zaman kaybetmedi: MİLLET OLMA İRADESİNİ.

Çünkü bu Millet bilir ki devlet kaybedilebilir, yeniden kurulur. Şehirler düşebilir, yeniden alınır. Ordular yorulabilir, yeniden ayağa kalkar. Fakat bir Millet kendi kimliğini, tarihini ve müşterek hafızasını kaybederse, işte o kaybın telafisi çok daha zordur.

Bu sebeple tarih bilinci, geçmişle övünmekten ibaret değildir.

Tarih bilinci; geçmişten vazife çıkarmaktır.

Çanakkale'yi bilmek, yalnızca 1915'i bilmek değildir. Çanakkale'yi bilmek; Anadolu'nun dört bir yanından gelen insanların aynı siperlerde neden omuz omuza öldüğünü anlayabilmektir.

Sakarya'yı bilmek, yalnızca bir meydan muharebesinin askerî safhalarını öğrenmek değildir. Sakarya'yı bilmek; Ankara'nın kapılarına kadar dayanmış bir işgal karşısında bir Milletin neden teslim olmadığını kavramaktır.

İstiklal Harbi'ni bilmek ise yalnızca zaferleri sıralamak değildir. İstanbul işgal altındayken, ordular dağıtılmışken, silahlar toplanmışken, Anadolu yorgun ve yoksulken bir Milletin nasıl ayağa kalkabildiğini anlamaktır.

Çünkü Türk Milletinin asıl büyüklüğü, hiç düşmemiş olmasında değildir.

Her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmesindedir.

Bu Milletin çocukları kimi zaman Yemen'de susuz kaldı. Kimi zaman Sarıkamış'ın karında dondu. Kimi zaman Çanakkale'de bir metre toprak için can verdi. Kimi zaman Sakarya'da günlerce savaştı. Kimi zaman Vatanından koparılarak Balkan yollarında muhacir düştü.

Analar evlatlarını bekledi.

Çocuklar babasız büyüdü.

Ocaklar söndü.

Köyler boşaldı.

Nice mezarın taşı bile olmadı.

Ama bütün bu acıların içinden bir şey dimdik çıktı:

AY YILDIZLI BAYRAK!

Çünkü Bayrak, bütün bu hikâyelerin ortak adıdır.

Onun kırmızısında yalnızca bir renk değil, bağımsızlık uğruna dökülen kanların hatırası vardır. Ayında ve yıldızında yalnızca bir sembol değil, yüzyılların Devlet ve İstiklal şuuru vardır.

Bu yüzden Bayrak yere düşmez.

Çünkü yere düşen yalnızca bir kumaş olmaz; bir Milletin şerefi incinir.

Bu yüzden Bayrak gönderden indirilmez.

Çünkü o gönderde yalnızca ay yıldız değil; Çanakkale'de toprağa düşen delikanlının emaneti, Kurtuluş Savaşı'nda kağnısıyla cepheye mermi taşıyan Anadolu kadınının alın teri, sınır boylarında nöbet tutan Mehmetçiğin namusu vardır.

Ve Vatan…

Vatan, üzerinde doğduğumuz yerden ibaret değildir.

Vatan; uğruna ölümü göze alabildiğimiz yerdir.

Dağlarıyla, ovalarıyla, nehirleriyle değil yalnızca; mezarlıklarıyla Vatandır bu topraklar. Çünkü Anadolu'nun hangi köşesine giderseniz gidin, altında bu toprakların Vatan kalması için can vermiş birilerinin hatırasına rastlarsınız.

İşte onun için Vatan Sevgisi kuru bir slogan değildir.

Vatan Sevgisi, gerektiğinde bedel ödemeyi kabul etmektir.

Bu toprakları bize bırakanların hangi bedelleri ödediğini bilmeden Vatanın kıymeti anlaşılamaz.

Bugün özgürce konuşabiliyorsak, kendi Bayrağımızın altında yaşayabiliyorsak, kendi Devletimizin Vatandaşı olarak geleceğimizi kurabiliyorsak bunun arkasında adı bilinen ve bilinmeyen milyonların mücadelesi vardır.

Biz bu Vatanı hazır bulmadık.

Bize emanet edildi.

Emanet ile mülk arasındaki fark da tam burada başlar.

Mülk üzerinde dilediğinizi yapabilirsiniz.

Ama emanetin hesabını vermek zorundasınız.

Bu Vatan bize dedelerimizin emanetidir; fakat çocuklarımızın da hakkıdır. Dolayısıyla bizim vazifemiz yalnızca bu topraklarda yaşamak değil, aldığımız emaneti daha güçlü, daha bağımsız ve daha itibarlı biçimde gelecek nesillere bırakmaktır.

İşte Millet olma arzusu tam da budur.

Aynı geçmişten gelmek yetmez; aynı geleceğe yürümeyi istemek gerekir.

Millet olmak; sevinçte beraber olduğu kadar felakette de beraber kalabilmektir.

Millet olmak; bir şehrimiz yandığında hepimizin yüreğinin yanması, bir askerimiz şehit olduğunda Türkiye'nin her evine ateş düşmesidir.

Millet olmak; Edirne'den Kars'a, Sinop'tan Hatay'a kadar farklı hayatların aynı Bayrağın gölgesinde ortak bir kaderde buluşmasıdır.

Millet olmak, “Ben” diyebilmekten önce “Biz” diyebilmektir.

Fakat bu “biz” duygusunun yaşayabilmesi için yeni nesillere yalnızca bilgi değil, şuur vermek gerekir.

Bir çocuk Alparslan'ı neden bilmelidir?

Bir genç Fatih'i neden tanımalıdır?

Çanakkale'yi, Sakarya'yı, Büyük Taarruz'u neden öğrenmelidir?

Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışının, 23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisinin açılışının ve 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanının anlamını neden kavramalıdır?

Çünkü nereden geldiğini bilmeyen, nereye gideceğine başkalarının karar vermesine mahkûm olur.

Bir Milletin çocuklarının hafızasından kendi tarihini çıkarırsanız, orada büyük bir boşluk meydana gelir.

Ve tarih bize göstermiştir ki boş bırakılan hafızalar mutlaka başkalarının hikâyeleriyle doldurulur.

Onun için gençlerimize geçmişimizi öğretmek, onları geçmişe hapsetmek değildir.

Tam tersine, gelecekte dimdik durabilmelerini sağlamaktır.

Bir Türk genci dünyaya baktığında kibirli değil ama özgüvenli olmalıdır.

Furkan Vakfı'nın sosyal medya hesaplarına erişim engeli
Furkan Vakfı'nın sosyal medya hesaplarına erişim engeli
İçeriği Görüntüle

Başka milletleri küçümsememeli fakat kendi Milletini de asla küçük görmemelidir. Dünyanın ilmini, teknolojisini, sanatını öğrenmeli; çağın önünde yürümeli, fakat bütün bunları yaparken kim olduğunu unutmamalıdır.

Çünkü kökü olmayan ağacın dalları göğe ulaşamaz.

Bizim köklerimiz derindedir.

Orhun'dadır.

Malazgirt'tedir.

Söğüt'tedir.

İstanbul'dadır.

Çanakkale'dedir.

Samsun'dadır.

Erzurum'dadır.

Sivas'tadır.

Sakarya'dadır.

Dumlupınar'dadır.

Ankara'dadır.

Ve bütün bunların üzerinde yükselen büyük bir Cumhuriyet vardır.

Bu Cumhuriyet bize yalnızca bir yönetim biçimi bırakmadı. Bize kendi kaderimize sahip çıkma iradesini bıraktı.

Çünkü Cumhuriyet, egemenliğin kayıtsız ve şartsız Millete ait olduğunun ilanıdır.

O halde bugün bize düşen, geçmişin hatıralarıyla yetinmek değildir.

Fatih'i anlatırken bilimi ihmal edemeyiz.

Atatürk'ü anlatırken Cumhuriyet'in çağdaşlaşma hedefini unutamayız.

Çanakkale'yi anlatırken fedakârlığı yalnızca geçmişten bekleyemeyiz.

Ecdadımız kendi çağının vazifesini yaptı.

Şimdi sıra bizdedir.

Onlar bu Vatanı kurtardıysa biz güçlendireceğiz.

Onlar Bayrağı yere düşürmediyse biz daha yükseğe taşıyacağız.

Onlar yokluk içerisinde bağımsızlık mücadelesi verdiyse biz bolluk içerisinde bağımsızlığımızı tartışılır hâle getirmeyeceğiz.

Onlar çocuklarına bir Vatan bırakmak için öldüyse biz çocuklarımıza güçlü bir Devlet, müreffeh bir ülke ve başı dik bir Türkiye bırakmak için çalışacağız.

Çünkü damarlarımızda taşıdığımız kanın kıymetini bilmek, yalnızca soyumuzla övünmek değildir.

O kana layık yaşamaktır.

Atalarımızın cesaretiyle övünüyorsak cesur olacağız.

Fedakârlıklarıyla övünüyorsak fedakâr olacağız.

Devlet kurma iradeleriyle övünüyorsak Devletimize sahip çıkacağız.

Bağımsızlıklarıyla övünüyorsak hiçbir gücün karşısında başımızı eğmeyeceğiz.

Çünkü ecdatla övünmenin hakkı, ecdada layık olmaktır.

Ve unutulmamalıdır:

Bir Millet, ordusu yenildiği gün yok olmaz.

Ekonomisi sarsıldığı gün yok olmaz.

Zor zamanlardan geçtiği gün de yok olmaz.

Bir Millet, kendisine olan inancını kaybettiği gün çözülmeye başlar.

İşte bizim en büyük vazifemiz, Türk Milletinin kendisine olan inancını diri tutmaktır.

Çocuklarımıza bu toprakların sahipsiz olmadığını anlatmaktır.

Onlara Bayrağın neden mukaddes olduğunu öğretmektir.

İstiklal Marşı'nın neden “Korkma!” diye başladığını düşündürmektir.

Çünkü o tek kelimenin arkasında bile bir Milletin karakteri vardır.

Korkma!

Çünkü sen esareti kabul etmeyen bir Milletin evladısın.

Korkma!

Çünkü senden öncekiler, bütün imkânsızlıklara rağmen ümitlerini kaybetmediler.

Korkma!

Çünkü bu toprakların altında, sen özgür yaşayabilesin diye toprağa girenlerin emaneti vardır.

Ve bil ki sen yalnız değilsin.

Arkanda binlerce yıllık bir tarih, altında Şehitlerin kanıyla yoğrulmuş bir Vatan, başının üzerinde ay yıldızlı bir Bayrak ve yanında kaderini seninle birleştirmiş büyük bir Millet vardır.

İşte bizim meselemiz budur:

Bayrağı yalnızca sevmek değil, onun temsil ettiği bağımsızlığı korumak…

Vatanı yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak olarak değil, mukaddes bir emanet olarak görmek…

Tarihi yalnızca anlatmak değil, ondan ders çıkarmak…

Millet olmayı yalnızca geçmişin mirası değil, geleceğin ortak iradesi hâline getirmek…

Çünkü biz biliyoruz:

Bayrak giderse bağımsızlık gider.

Vatan giderse sığınacak yurt kalmaz.

Tarih unutulursa kimlik kaybolur.

Millet olma şuuru kaybolursa kalabalıklaşırız ama Millet olarak kalamayız.

Onun için Bayrağımıza sarılacağız.

Vatanımıza sahip çıkacağız.

Tarihimizi bileceğiz.

Cumhuriyetimizi koruyacağız.

Şehidimizi unutmayacağız.

Gazimize vefasızlık etmeyeceğiz.

Çocuklarımıza yalnızca güzel bir hayat değil, hangi Milletin evladı olduklarının şuurunu da bırakacağız.

Ve dünyanın neresinde olursak olalım, ay yıldızlı Bayrağı gördüğümüzde kalbimizin neden başka attığını hiçbir zaman unutmayacağız.

Çünkü o Bayrakta bizim dünümüz vardır.

O Bayrakta bugünümüz vardır.

O Bayrakta henüz dünyaya gelmemiş çocuklarımızın yarını vardır.

O Bayrakta Malazgirt vardır.

Çanakkale vardır.

Sakarya vardır.

Dumlupınar vardır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk vardır.

İstiklal vardır.

Cumhuriyet vardır.

Ve hepsinden önemlisi;

Büyük Türk Milleti vardır.

Öyleyse başımız dik, sözümüz açık, irademiz sağlam olsun.

Bizler tarihini bilen, Vatanının kıymetini anlayan, Bayrağının gölgesini dünyanın bütün makamlarından üstün tutan bir Milletin evlatlarıyız.

Bize düşen, geçmişimizin büyüklüğüne sığınmak değil; o büyüklüğe yakışacak bir gelecek kurmaktır.

Bize düşen, ecdadımızın yaptıklarını anlatmakla yetinmek değil; bizden sonra gelenlerin de gururla anlatacağı işler yapmaktır.

Bize düşen, aldığımız emaneti taşımaktır.

Ve bir gün bu emaneti çocuklarımıza teslim ederken gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilmektir:

“Bu Bayrak bize Şehitlerimizin emanetiydi; yere düşürmedik.

Bu Vatan bize Atalarımızın emanetiydi; sahipsiz bırakmadık.

Bu Cumhuriyet bize büyük mücadelelerle bırakıldı; koruduk.

Bu Millet binlerce yıllık bir yürüyüşün adıydı; birliğini bozmadık.

Şimdi sıra sizde…”

Çünkü nesiller değişir.

İsimler değişir.

Zaman değişir.

Fakat bazı emanetler değişmez.

Bayrak değişmez.

Vatan değişmez.

İstiklal ülküsü değişmez.

Türk Milletinin hür yaşama iradesi değişmez.

Ve gök kubbenin altında ay yıldızlı Bayrak dalgalandıkça; tarihini bilen, Vatanını seven,

Milletine güvenen evlatlar yetiştikçe bu büyük yürüyüş devam edecektir.

Dün olduğu gibi bugün de…

Bugün olduğu gibi yarın da…

Bir Bayrak altında,

Bir Vatan üzerinde,

Ortak bir tarih şuuruyla,

Aynı geleceğe yürüyen büyük bir Millet olarak…

Çünkü mesele yalnızca nereden geldiğimiz değildir.

Mesele, bize bırakılan bu büyük emaneti nereye taşıyacağımızdır.

Ve bizim istikametimiz bellidir:

Bağımsız Türkiye.

Güçlü Cumhuriyet.

Baş eğmeyen Türk Milleti.

Ve göklerde ebediyen dalgalanacak

Ay yıldızlı Bayrağımız.