PKK'nın silah bırakma sürecine hukuki zemin hazırlayacak yasa teklifi Meclis'e geliyor. Ancak Türkiye'nin önündeki asıl soru yalnızca silahların susup susmayacağı değil; şehitlerin emanetine, gazilerin fedakârlığına ve milletin hafızasına nasıl sahip çıkılacağıdır.

TBMM'ye sunulması beklenen "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi", PKK'nın silah bırakma ve fesih sürecine hukuki bir çerçeve oluşturmayı hedefliyor.

İlk bakışta herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir amaç gibi görünüyor.

Kim ister yeni şehit haberleri gelsin?

Kim ister analar ağlasın?

Kim ister bu ülke bir kırk yılı daha terörle geçirsin?

Hiç kimse...

İşte asıl sorun da burada başlıyor.

Çünkü bu ülke, terörü yalnızca istatistiklerden öğrenmedi.

Bu millet terörü televizyon ekranlarında gördüğü son dakika haberlerinden ibaret yaşamadı.

Bu ülke, evladını askere gönderip tabutunu teslim alan annelerin ülkesi oldu.

Babalar oğullarının mezar taşını okşayarak yaşlandı.

Çocuklar babalarının fotoğrafıyla büyüdü.

Binlerce asker, polis ve güvenlik korucusu bu topraklarda can verdi. Binlercesi bir kolunu, bir bacağını, gözünü ya da ömür boyu taşıyacağı yaralarını geride bırakarak "Gazi" unvanını aldı.

Terör yalnızca güvenlik güçlerini değil, öğretmenleri, doktorları, mühendisleri, işçileri ve sivilleri de hedef aldı. Yıllar boyunca hemen her şehir, terörün acısını bir şekilde yaşadı.

Şimdi ise Türkiye yeni bir sayfa açmaya hazırlanıyor.

Peki, o sayfa, geçmişi gerçekten kapatabilecek mi?

Dedim ya: asıl sorun da bu…

Silah bırakılması elbette değerlidir.

Terörün sona ermesi, her demokratik toplumun arzu edeceği bir sonuçtur.

Ancak kalıcı toplumsal barış, yalnızca silahların susmasıyla sağlanmaz.

Asıl mesele, adalet duygusunun ayakta kalıp kalmayacağıdır.

Meclis'e gelecek teklif konuşulurken milyonlarca insan aynı soruları soruyor:

Şehit ailelerinin yüreğindeki acı bu süreçte nasıl gözetilecek?

Gazilerin yıllardır taşıdığı fedakârlık nasıl karşılık bulacak?

Devlet, terörle mücadelede hayatını ortaya koyanlara hangi güvenceyi verecek?

Toplumun adalet beklentisini zedeleyecek herhangi bir uygulamanın önüne nasıl geçilecek?

Bu soruların cevabı verilmeden yapılacak her açıklama, kamuoyunda yeni tartışmaları beraberinde getirecektir.

Türkiye geçmişte de çözüm arayışları yaşadı.

O süreçlerden çıkarılan dersler bugün herkesin hafızasında duruyor.

Bu nedenle toplum artık sadece iyi niyet beyanlarını değil; açık, şeffaf ve hesap verebilir bir yol haritasını görmek istiyor.

Meclis bunun için var.

Millet adına en zor soruların sorulacağı yer de orasıdır.

Hazırlanan teklifin her maddesi, yalnızca hukuki açıdan değil; milletin vicdanı açısından da değerlendirilecektir.

Çünkü bu mesele, herhangi bir siyasi partinin meselesi değildir.

Bu mesele, evladını toprağa vermiş ananın meselesidir.

Bu mesele, bastonuyla yürüyen gazinin meselesidir.

Bu mesele, her şehit cenazesinde aynı acıyı yeniden yaşayan milyonların ortak meselesidir.

Hiç kimse barışa karşı değildir.

Ancak bu millet, barışın adaletle birlikte gelmesini ister.

Çünkü adaletin eksik olduğu yerde güven oluşmaz; güvenin olmadığı yerde ise toplumsal birlik kalıcı olmaz.

Önümüzdeki günlerde Meclis'te yalnızca bir kanun teklifi görüşülmeyecek.

Aslında oylanacak olan, Türkiye'nin geçmişiyle nasıl yüzleşeceği ve geleceğini hangi ilkeler üzerine inşa edeceğidir.

Silahların susması önemli bir adımdır.

Fakat asıl başarı; şehitlerin hatırasını incitmeyen, gazilerin fedakârlığını unutturmayan ve toplumun adalet duygusunu zedelemeyen bir gelecek kurabilmektir.

Türkiye'nin ihtiyacı; adaletin, şeffaflığın ve toplumsal vicdanın aynı cümlede buluşabildiği kalıcı bir huzurdur.