Bu hafta sonu yine saldırgan Avrupa ve İsrail sürüsünün yeni dünya düzeni amacı ile İran’a saldırısı ile başladı.
Güçlünün her şeye karar verdiği, utanmadan fütursuzca her şeyi istediği, güçsüzün sebepsiz bir şekilde yok edilmeye çalışıldığı bir dünya. İnsan haklarının, ahlakın, adaletin sadece güçlü izin verirse uygulanabildiği bir dünya.
Bu dünyada yaşamaktan artık çok utanıyorum. Bütün bu gelişmeleri kendi dünyamızdan ve sosyopolitik tarihi bir süreçten yorumlamak zorunda kalmaktan, bu gelişi görmeyen devletlerin idarecilerinden de utanıyorum.
1 Şubat 1979 da bir Fransız uçağından Tahran’a inen Ayetullah Humeyni ile İran’daki kraliyet son bulmuş ve İran İslam devrimi olarak isimlendirilen Avrupa imalatı rejimi kontrol etmeye başlamıştı.
Varlıklı bir aileden gelen Humeyni 1964 yılında İran Şahının isteği ile Ankara’ya ardından da Bursa’ya sürgüne gönderilmiş, İstihbarat uzmanı Albay Ali Çetiner ile kalmış bu arada Atatürk tarafından isyana kalkışarak asılan din adamlarının mezarlarını ziyaret etme cesaretini göstermişti ve biz buna maalesef tolerans göstermiştik.
Bir süre sonra iran’ın baskısı ile Irak’a oradan da Fransa’ya gitmişti.
Ülkesindeki Türk nüfusu nedeniyle tam bir Türk düşmanıydı. Türklüğü dinen İslam’dan çıkma sebebi olarak değerlendirmiş, Türk nüfusa ciddi zulüm yapmıştı. Türk coğrafyası ve nüfus yoğunluğu nedeniyle İran Güney Azerbaycan Türkleri ile Türkiye arasındaki ilişkileri koparmak Türkiye’yi zayıflatmak ve siyasi düzensizlikler yaratmak için ajanları ile siyasi cinayetler işletti.
Devrim ihracı safsatası ile düşman gibi göründüğü Avrupa özellikle Fransa ile Türkiye’nin güney doğusunda taşeron işler yaptı.
Türkiye’de yazmaya başladığı Tahrir el-Vesile'nin 2. cildi sayfa 241'de yer alan Mesele 12'de "Daimî veya gayri-daimî nikâh ile 9 yaşından önce eş ile cinsel ilişkide bulunmak caiz değildir. Lakin diğer faydalanmalar şehvetle el atmak, sarılmak veya tefhiz etmenin sakıncası yoktur. Hatta emzikteki olsa bile." Diyebilen bu adamın ruh halinin şu andaki Amerikalı ve Avrupalı liderlere ne çok benzediğini gördünüz mü?
Irak savaşı, Amerikan Konsolosluğunun işgali gibi eylemleri ile adamı olduğu Avrupa’dan, ülkesini kopardı. 1989 da öldüğünde İran demokrasiden tamamen kopmuş, izole bir devlet haline gelmişti.
İran’da bunlar yaşanırken, 1800’lü yıllardan başlayarak Yahudi problemleri ortaya çıkmaya başlamış, tarih boyunca çeşitli ülkelerde yaşayan Yahudiler, ekonomik olarak güçlendikçe asıl toprakları olduğunu iddia ettikleri Kudüs ve Filistin topraklarına gitme hayallerini çok diri tutmayı başarmışlardı.
2. Dünya savaşının hemen ardından, soykırım mahkemesi sonrasında, artık zemin netleşince 1945’ten başlayarak Filistin’e ve Kudüs’e yerleşmeye başladılar 1947 yılında Birleşmiş Milletler 1947 yılında Filistin’in taksimini kabul edince aslında yeni İsrail devleti ’de kurulmuş oldu.
Kurulur, kurulmaz Ben Girion’un başkanlığı ile başlayan saldırgan tavırları ile önce Mısır sonra Suriye ve Ürdün ile savaşan İsrail, bu arada Filistin topraklarını da işgal etmeye devam ediyordu.
1964 de Humeyni Türkiye’ye gönderilirken, İsrail de adım adım büyüyordu.
1979’da Humeyni Tahran’a indiği yıl Enver Sedat, Carter ile Mısır İsrail barışını planlıyordu.
Bu planlama ve 1980’deki barış anlaşmasından hemen birkaç yıl sonra Enver Sedat bir suikast ile öldürülecek, İran 1980 da başlayan Irak İran savaşı ile İsrail’in Irak ile uğraşmasına gerek kalmayacaktı.
İran’ın başındaki Humeyni verilen görevi yerine getirmiş, böylece İsrail’in cephe sayısını azaltılmıştı.
1989’da Humeyni’nin ölümü ile İran’ın Avrupa’nın ve Amerika’nın kontrolünden çıkması, Irak savaşı ile şiddetli ekonomik sıkıntıların olması, uzun yıllardır devlet tecrübesi olan İran bürokrasisinde daha millici fikirlerin hakimiyeti nedeniyle olmuştur demek ne kadar doğrudur bilemiyorum.
Ancak uzun yıllar boyunca Humeyni’nin İsrail’in önünü açan politikaları, onun batı düşmanı görüntüsünün ardındaki batı koruyucusu gerçeğini gösteriyor bize.
Emperyalizm, kullandığı yöneticileri işi bitince çöpe atmaktan bir an bile tereddüt etmez.
Kuveyt’i işgal ettirdikleri Saddam’a, Kaddafi’ye Esat’a yaptıkları gibi.
İsrail’in karşısında farklı Mezhep ile farklı fikirler söyleyecek bir İran, Arap birliğinin karşısında Irak ile savaşan bir Fars gücü hep baştan planlanmış bir kurgu olduğunu gösteriyor bize.
Artık yeni dünya düzeni büyük üniter devlet istemiyor.
Küçük nüfuslu İsrail’e bu coğrafyada yakın ve satın alınmış liderleri olsa bile büyük devletlerin risk yaratabileceğini biliyor o nedenle küçük şehir devletleri istiyorlar.
İran’ın çok uzun devlet deneyimini önce dini bir devlete çevirdiler, ülke içinde nüfus farklılıkları, siyasi farklılıkları körükleyerek İran’ı parçalamak istiyorlar.
Filistin’de Filistin Kurtuluş Örgütü’nün karşısında kullandıkları Hizbullah’ı işleri bitince yok ettiler, şimdi kullandıkları İran’ı yok etmeye çalışıyorlar.
Bu azgın ahlaksız Avrupalı ve Amerikalı güruh, üst düzey yöneticilerinin sapıklıklarını kapatmak için, bu sapıklığı kontrol eden ve tüm verileri elinde tutan İsrail’in dediği her şeyi sorgulamadan yapıyorlar.
Bu ahlaksız, alçak güruh, büyük İsrail hayali için birer malzeme olmaktan da utanmıyor.
Türkler ve Türk topluluklarını yok etmeye çalışanlar biliyor ki bu alçak projenin önünde durabilecek tek güç Türklerin bizzat kendisidir.
Çin büyüktür, Rusya büyüktür ancak Çin nüfusunu yönetemez hızla dağılma potansiyelindedir,
Ruslar Türkleri kaybettikleri için savaşma kabiliyetlerini yitirdiler ve daha önemlisi artık çok yorgunlar.
Büyük Ortadoğu Projesinin karşısında bu coğrafyada tek adil güç bu nedenle Türklerdir.
Bu nedenle asıl mesele İran değil İran’daki Türkler ve biziz. Olaya buradan bakıp önlem almak zorundayız.
Büyük savaş İsrail ile Türkler arasında olacak çünkü.