Genç bir gazetecinin "Gazeteciliğin IBAN Hali" başlıklı yazısı, sadece mesleğe yeni başlayanların hayal kırıklığını değil; kanayan bir yaranın da fotoğrafını çekiyor. Okulda etik öğretiliyor, sahada ise çoğu zaman IBAN konuşuluyor.
Memleketim Erzurum'da yerel bir internet haber sitesinde ilk köşe yazısını yazan genç gazeteci Dilan Coşkun'un "Gazeteciliğin IBAN Hali" başlıklı yazısını okudum.
Çok hoş bir konuyu kaleme almış.
Anlayana...
Erzurum da meslekte henüz ikinci yılını doldurmuş bir gazetecinin şu cümleleri dikkatimi çekti:
"Benden önceki yılları bilmem ama günümüzde gazeteciliğin 'IBAN üzerinden' yapıldığını geldikten sonra öğrendim."
Aslında bu cümle, sadece genç bir gazetecinin hayal kırıklığını değil; yıllardır konuşulmayan bir gerçeğin de özeti.
Dilan devam ediyor: "Bize okulda haber değeri, etik, tarafsızlık ve toplumsal yarar öğretildi. Ama sahaya çıkınca işlerin hiç de anlatıldığı gibi olmadığını gördük."
Ne kadar tanıdık değil mi?
Bu satırları okurken kendimi 1982 yılına, Erzurum'da mahalli bir gazetede mesleğe ilk adım attığım günlere götürdüm.
O günlerde cebimde beş kuruş para yoktu ama içimde büyük hayaller vardı.
Gazeteciliğin toplum adına yapılan kutsal bir görev olduğuna inanıyordum. Haberin gücüne, doğruluğa ve meslek etiğine yürekten bağlıydım.
Gençtim... Cahildim... Elime geçen her gazete parçasında yer alan köşe yazılarını okurken gazeteciliğin o büyülü dünyasının cazibesine kapılmış, öyle olduğuna inanmıştım.
Aradan yıllar geçti...
Yüzlerce haber yazdım, sayısız olay gördüm. Birçok iktidar, belediye başkanı, bürokrat ve patronlar gördüm.
"Gazetecilikte raf ömrünü çoktan tüketmiş, buna rağmen kendilerini 'duayen' diye pazarlayıp kamuoyuna yutturmaya çalışan isimlerin bu gün nasıl köşe olduklarını gördüm."
Bize anlatılanla, yaşadıklarının farklı olduğunu gördüm.
Gençtim, cahildim. Dünyanın rengine kandım…
Değişmeyen tek şey: Okulda anlatılan gazetecilik ile sahada yaşanan gazetecilik arasında kocaman bir uçurum vardı.
Bugün o uçurum belki de hiç olmadığı kadar büyüdü. Ahlakın kaybolduğu çukura dönüştü.
Artık haber kadar IBAN konuşuluyor.
Kalem kadar para transferleri konuşuluyor.
Gazetecilikten çok, "kim kime ne yazdı, kim kime ne kadar yalakalık yaptı" tartışılıyor.
Elbette bütün gazetecileri aynı kefeye koymak büyük haksızlık olur.
Hala onuruyla çalışan, meslek ilkelerinden taviz vermeyen, baskıya rağmen doğruları yazan çok sayıda gazeteci var.
Yaptıkları pisliği kapatmak için kahvaltılı, yemekli basın toplantılarına bile gitmeyen onurlu insanlar var.
Ancak inkar edemeyeceğimiz bir gerçek de var: Mesleğin itibarı, bu düzen yüzünden her geçen gün biraz daha aşınıyor.
En acısı da şu...
Daha mesleğinin ikinci yılında olan genç bir gazeteci, "Sisteme ayak uydurmak zorunda kalıyoruz." diyorsa, asıl sorgulamamız gereken kişiler onlar değil, bu sistemi kuranlardır.
Çünkü hiçbir gazetecilik fakültesinde "IBAN gazeteciliği" diye bir ders okutulmuyor.
Ama ne yazık ki bazı haber merkezlerinde bu, yazılı olmayan bir meslek pratiğine dönüşmüş durumda.
İşte onun için Dilan Coşkun'un yazısı bana kendi gençliğimi hatırlattı.
Aradan kırk yılı aşkın zaman geçmiş.
Teknoloji değişmiş...
Gazeteler dijitalleşmiş...
Matbaaların yerini internet siteleri almış...
Ama görünen o ki bazı ahlaki değerler sadece şekil değiştirmiş. Gazetecilik hala doğrularla çıkarlar arasında sıkışmış.
Asıl soru şu: Gazetecilik gerçekten IBAN'a mı teslim oldu, yoksa biz bu teslimiyeti normalleştirdiğimiz için mi bu noktaya geldik?
Bana göre bu sorunun cevabı, sadece genç gazetecilerin değil, bu mesleğe yıllarını vermiş hepimizin vicdanında saklı.