Başbuğ Alparslan Türkeş’in vefatından sonra 1997 Yılında yapılan MHP’nin Genel kurulundan tercihimizi Yıldırım Tuğrul Türkeş lehinde kullanmıştık.

Yıldırım Tuğrul Türkeş kongreyi , dolayısı ile genel başkanlık yarışını kaybetti.

Onunla birlikte bizde kaybettik.

Kongre sonunda Ankara’dan yola nasıl çıktığımızı sıkıntıdan ve üzüntüden Gebze’yi geçip Edirne’ye kadar gittiğimizi hatırlıyoruz.

Sonrasında Yıldırım Tuğrul Türkeş ile bilemediniz en fazla üç kez bir araya geldiğimizi düşünüyoruz.

Ahmet Kutalmış Türkeş’i isim olarak bilmemize rağmen bir kez olsun bile bir araya gelemedik.

Gönlümüz bir ancak siyasi partilerimiz ayrı” diye düşündüğümüzden olsa gerek “acaba bir araya gelsek” diye bizde düşünmedik, kendisinin de böyle bir düşüncesi olabileceği zaten mümkün olmadı.

Alparslan Türkeş gibi olağanüstü bir siyasi figürün rahle-i tedrisatından geçmek, onun ilçe başkanı olmak, kendisinden “Evladım” söylemini duymak zaten kendimize göre düşündüğümüz tüm olumsuzlukları da ortadan kaldırmaya yetiyor ve artıyordu.

Geçtiğimiz Nisan ayında İYİ Parti Genel başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun 3 günlük Almanya-Fransa seyahatine bizde dahil olmuştuk.

Hatta biz genel başkandan bir gün önce Almanya’nın Stuttgart kentine intikal ettik.

Kaldığımız otelin resepsiyonuna indiğimizde elinde epey bir dosya ile Ayyüce Türkeş Taş ile karşılaştık.

Sürekli sağa sola talimatlar yağdırıyordu.

O an kendisini son derece heyecanlı ve stresli olarak gördüğümüzü hatırlıyoruz.

Tabi bu stres ve heyecan Yüksel Ercan ve arkadaşlarını görmekten değil İYİ Parti genel başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun Almanya ve Fransa temaslarını sorunsuz bir şekilde tamamlamak adına aylar süren hazırlıkların üç gün süre ile ete kemiğe bürümüş bir halde sona erdirilmek adına olan yoğunluktan kaynaklanıyordu.

MÇP ve MHP’de ilçe başkanlığı yaptığım dönemlerde Başbuğ’u karşılayacağımız gün ardı ardına üç kez sakal tıraşı olma hassasiyeti taşıyan birisi olarak kendimizi bu tür organizasyonların stresini en iyi bilenlerden sayıyoruz.

Ayyüce Türkeş Taş ile kısa bir selam kelam ve tanışma faslından sonra bize “Abi Ayyüce vekilimizi nasıl buldun, ilk izlenimlerini söyleyebilirmisin?” diye sorduklarında dudaklarımızdan “Babasından daha sert” ifadelerinin döküldüğünü hatırlıyoruz.

Sonrası için son derece yanlış bir kanaate sahip olduğumuzun farkına acı da olsa vardık.

Biz oldum olası insan ilişkilerine önem veririz.

İletişim dilini de bir medya mensubu olarak sonuna kadar kullanmaktan çekinmeyiz.

Almanya ve Fransa’da kaldığımız zaman zarfında muhtemelen başta Ayyüce Türkeş Taş olmak üzere benim bitip tükenmek bilmeyen sohbetlerim yorulmuş olmalılar ki artık ne anlatsam “Evet haklısın” demek zorunda kaldılar.

Almanya dönüşü kendisini daha dikkatli bir göz ile takip etme imkanım oldu.

İYİ Partinin tüm genel merkez yöneticileri gibi Ayyüce Türkeş Taş’ında kendi evinde uyuduğunu ,eşi ile çocukları ile bir araya geldiğini sanmıyoruz.

Her gün ayrı bir şehir.

ve o şehirlerin ilçeleri,

Beldeleri.

Kendisi ile ilgili temel düşüncemiz “Babasının kızı” kararlılığı içerisinde olduğudur.

İYİ Parti için son derece büyük bir kazanç.

Türkiye’nin dört bir tarafında partili partisiz tüm vatandaşlardan büyük bir ilgi görüyor.

Ortak yönümüz çok.

Kan bağımız olmasa da Bizde Alparslan Türkeş’in evladıyız.

Biz iki kız babasıyız.

Ayyüce hanımında iki kızı varmış.

Kız babası olmak ebeveynlere “hayata başka bir pencereden bak-yufka yürekli ol, ” talimatını veriyor.

Bütün bunların üzerine aynı siyasi partide buluşmak, aynı partide yönetici olmak, aynı idealler peşinde koşmak kendisine olan sevgi ve saygımızı daha da üst noktalara çıkartıyor.

Rahmetli Atsız

“Uzak uzak ülkelerden döndüm seferden

Yaralarım ağır ama mestim zaferden”

diyordu.

Ayyüce Türkeş Taş’a da çıktığı seferlerden mest olmuş ama yarasız beresiz dönmesini temenni ediyoruz.

Zira kendisine hem İYİ Partinin hem de Türk milletinin ihtiyacı var.