Siyaset ile ilgilenen vatandaşlarımız bilirler.

“Orta direk” söylemi 12 Eylül 1980 ihtilali sonrası demokrasiye geçişte 1983 yılında yapılan milletvekili genel seçimini kazanan ANAP genel başkanı Turgut Özal tarafından dillendirilmişti.

Turgut Özal’dan öncede ondan sonrada iktidara gelen hangi siyasetçi varsa” ülkenin rahat etmesi isteniyorsa öncelikle orta direk diye tanımladığımız kesinin rahat nefes alması gerekir” şeklinde bir siyaset geliştirmişlerdi.

Rahatsızlığın bu kadar belirgin olduğu ancak söz konusu rahatsızlığın tedavi sürecinin nerede ise 50 yıl geçmesine rağmen ortadan kaldırılamaması sanıyoruz bizim memlekete has bir hadise.

Son dönemlere kadar anlatmaya çalıştığımız orta direk mensupları iyi kötü bir şekilde hayatlarını devam ettirebiliyorlardı.

Birdenbire baş gösteren ekonomik sorunlar orta direğin bırakın rahatlamasını o kitleyi resmen yerle yeksan etmiş durumda.

Orta direk diye tabir ettiğimiz kesinin altındaki grupları burada anlatmaya bile gerek duymuyoruz.

Türkiye’de köyden kente olan göç yıllardır hiçbir şekilde durmuyor, durdurulamıyor.

Geçtiğimiz yıllarda alınan bir karar ile bilindiği gibi 30 il büyükşehir statüsüne geçirilerek yönetilmeye başlandı.

Böyle olunca büyükşehir belediyelerinin yanındaki yöresindeki vatandaşlar büyük bir hızla yaşadıkları bölgeleri terk edip söz konusu büyük şehirlere yerleşmeye başladılar.

Söz konusu şehirlerde geçmiş dönemlerde köyler vardı.

Şimdi büyükşehir sınırları içerisinde artık köyler yok mahalleler var.

Daha açık bir ifade ile büyükşehir sınırları içerisinde çiftçilik ekme-biçme ortadan kalktı.

Böyle bir durumda üretim olmayınca hayat pahalılığı da aynı oranda artmış oldu.

Bu durumdan yani söz konusu olumsuzluktan en fazla etkilenen kesim orta direk oldu.

Yani makasın ucu açılabildiği kadar açıldı.

Söz konusu ekonomik politikalar dolayısı ile zengin daha zengin fakir daha da fakir oldu.

Kendisini iktidara yakın olarak konuşlandıranlar iyi olan ekonomik durumlarını daha da yukarılara çektiler.

Orta direk ise bırakın varlığını yukarılara çekmeyi var olanı da kaybettiler.

Anlatmaya çalıştığımız makas aralığının nasıl ve ne zaman kapatılacağı belli değil.

Bununla ilgili bir umut bir öngörü de yok.

Kullanılan söylem “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” şeklinde.

Elimizden de maalesef “Allah sonumuzu hayır etsin” diye dua etmekten başka bir şey gelmiyor.