1989 yılına yeni girmiştik. Sabırsızlıkla aralık ayında yapılmış olan "Öğretmen Yeterlilik Sınavı"nın sonucunu bekliyorduk.
Her sabah gözüm Çömlekçi Mahallesi’nde bulunan Taşbaşı yokuşundaydı. Postacı her gün oradan gelir, postaları dağıtarak Değirmendere'ye doğru gidiyordu.

Ocak ayının son günleriydi. Postacı bu kez bana bir sarı zarf uzattı. Zarfı aldım, üzerinde Mahmut AŞIKOĞLU yazıyordu. Heyecanla sarı zarfı açtım. Sınavı kazandığımı ve istenen evrakların MEB'na teslim edilmesi isteniyordu.


Hemen işe başladım. Fotoğraf, sabıka kaydı, ikametgâh kolaydı ama sağlık raporu en zoru idi. Hemen Avni Aker Stadyumu’nun yanında bulunan Numune Hastanesi’ne gittim.

Elimize bir kâğıt tutturdular, günlerce göz, kulak, ortopedi, dahiliye gibi birçok polikliniği dolaştık ve sonunda bir heyet önüne çıktık. Onlar da "Türkiye'nin her yerinde çalışır. " raporunu verdiler.


Bütün belgelerim tamamlanmıştı.

Bir akşamüstü otobüse bindim, sabah Ankara Otogarı’nda indim.

Tek işim elimdeki belgeleri bakanlıktaki başvuru merkezine teslim ederek, Trabzon'a geri dönmekti. İşimi yaparak Trabzon'a döndüm.


Bekledim… Bekledim… Ama gelen giden yoktu. Adeta postacının yolunu gözlüyordum.

Şubat ayının son günü postacı tanıdık ve özlemle beklediğim o sarı zarfı bana uzattı.

Sabırsızlıkla MEB'tan gelen sarı zarfı açtım.


"Sayın Mahmut AŞIKOĞLU, Amasya İli Gümüşhacıköy İlçesi Çal Köyü İlkokulu'na sınıf öğretmeni olarak atandınız. 15 gün içerisinde göreve başlamanız..."

Yazıyı okuduğum gibi “Gümüşhacıköy'e nasıl gidebilirim?” diye, otobüs terminaline gittim.

Ankara otobüsleri Merzifon'a sabah ulaşıyordu. Ben de Merzifon’a biletimi aldım.


28 Şubat sabahı babam ile elimizde iki bavulla Merzifon'a geldik.

Hemen belediye otobüsüne bindik. Yarım saatte Gümüşhacıköy'e gelmiştik. Köy minibüsleri belediye binası önündeki Atatürk heykelinin arkasındaki sokaktan kalktığını bize söylediler. Sora sora köyün tek minibüsünün sahibi Apuk'u (Abdullah Kozak) bulduk.


Öğle vakti küçük bir minibüse binerek yola çıktık. Gözüm kimseyi görmüyordu; sadece köyü ne zaman göreceğim diye hep ileriye bakıyordum.

İsimlerini daha sonra gönlüme yazacağım Kabaöz köylerini Saraycık, Kızılca, Kızık diye sıra ile geçiyorduk. Kızık köyünün tepeyi aşınca karşı evleri göstererek "İşte Çal Köyü," dediler.


Dere yolundan, Apuk virajları döne döne köye çıkmaya çalışıyordu. Gözlerimden akan uykuya inat çevreye bakıyorum, eriyen karlardan, çamur olmuş şu virajı çıkar mı diye düşünüyordum ki çıkmadı.

Apuk "İnin!" dedi.

Hepimiz indik.

Köylüler işi biliyormuş. Minibüsü itmeye başladılar.

Biraz çıkınca "Binin!" dedi.

Birkaç kez indik bindik. İte ite arabayı ve kendimizi köye çıkardık.

Apuk bizi okula bırakmadı. "Hele bir karnımızı doyuralım." dedi.

Köy yolunun sonundaki Apuk'un evine kadar gittik.

Soba ısıttıkça, karnımız doydukça uyku daha da bastırıyordu. “Dur hele!” dedim uykuya.

Şimdi vakti değildi. Apuk, bizi iki mahalle arasındaki okula getirdi.


Sarı zarfı, Kadir Ateş öğretmene uzattım.

O da göreve başlama yazımı güzel el yazısı ile özenerek yazdı ve yeni bir sarı zarfın içine koyarak bana uzattı.


"Bunu yarın sabah ilçe milli eğitime verirsin. Böylece göreve başlarsın." dedi.
Kadir Ateş ve Dursun Yılmaz öğretmenler, eski okulun girişinde, küçük bir harita odasını gösterdiler, "Burada kalırsın." dediler.


O geceyi Apuk'un iki göz olan evinin bir odasında geçirdik.

Sabah Gümüşhacıköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gittim.

Sarı zarf içerisindeki göreve başlama yazımı verdim ve oradaki işlemlerimi de bitirdim.

Artık başımın çaresine bakacaktım.

Babamı Trabzon'a yolladım. Köye döndüm ve kolları sıvadım. Ben öğretmen olmuştum.

Hayatımda ilk defa köyde tek başıma kaldım. Gündüz bile kenarından geçmekten korktuğum mezarlığın yanı başındaki okulda yattım, kalktım.

Tipi esince günler sonra açılmak üzere yollar kapanır ve elektrikler kesilir, günlerce gelmezdi.

Bir mum ile geceleri geçirirdim.


İlk aylarımda öğrencilerdeki kabakulak bana bulaşmıştı.

Günlerce hiçbir şey yiyememiştim. Dursun Yılmaz öğretmenin eşi Zeynep yengenin getirdiği çorba halen burnumda tütüyor.


İlk defa soba yakmayı, odun kesmeyi, ağaç dikmeyi burada öğrendim.

İlk defa öğretmen olduğum Çal Köyü bana neler neler öğretmiş...

Çok sevdiğim Çal Köyü’nde onlarca öğrencim oldu.

Can dostlarım, kardeş diyeceğim arkadaşlarım, anılarım oldu.

Sonra yıllar geçti…


Yıl 1995, aylardan ağustos, elime Çal Köyü’nden ayrılış sarı zarfı geldi.

Gözyaşları ile ayrıldık, ömrümce unutmayacağım ilk görev yerimden.

Bu sarı zarfı Trabzon Arsin'de Çatak Merkez İlkokulu müdürü Ayhan Geylani'ye uzattım.

Orada başladım yeniden göreve.

Birkaç hafta sonra sarı zarf, Modül mahallesindeki ilkokula Yasemin Şengül öğretmenin yanına yolladı.

Orada bir yıl çalışınca artık sarı zarflar üst üste gelmeye başladı.

Önce Işıklı Köyü Fahrettin Sarı İlköğretim okulu, sonra Işıklı İlkokulu, sonra Dilek İlkokulu…

Yıllar da çabuk akıp gidiyordu.


Bu kez sarı zarf Haziran 2001 yılında geldi.

Kars ili Akyaka ilçesinde şube müdürü olarak göreve başladım.

Ülkede ilk kez sınav ile görevde yükselmiş, uzun bir eğitim döneminden sonra yine sınava girmiş ve ülkenin en zor yerlerine atanmıştık.

Bize "Yetişe yetişe ve ülkenin bütün bölgelerini ve şartlarını görerek üst görevlere geleceksiniz." dediler.

Biz de çoluk ve çocuğumuzu alarak, rahatımızı bozarak, ülkemize daha iyi hizmet etmek için Ermenistan sınırındaki Akyaka ilçesine gittik.

Ama maalesef 2003 yılında bütün hayaller bir yönetmelik değişikliği ile bitti.

Kurulan sistem kaldırılmış, yerine hiçbir şey konulmamıştı.

Mehmet Karadağ'ın yardımı, Abdurrahim Köksal'ın desteği ile kendimizi Çorum'da zor bulduk.


2003 yılında sarı zarfın içindeki görev emri ile Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde göreve başlamıştım.

11 yıl bizi unuttular, sarı zarf yollamadılar.

Biz de var gücümüzle devletimize, milletimize,

Çorum'a hizmet ediyorduk.

Derken 2014 yılında bir fırtına ile elimize bir sarı zarf tutturarak, Gebze'ye geldik.

Gebze'den gideceğimiz günü sabırsızlıkla beklerken kalıcı olarak yerleştiğimizi gördük.


Artık hiçbir sarı zarf bizi heyecanlandırmıyordu.

Hizmetimizin 5 yılı için kendimizi Pendik'te bulduk.

İşimizi ilk günkü aşkla, dünkü işten daha iyi ve doğru iş yapma azmimizi kaybetmeden, çalışmaya devam ediyoruz.

Geri dönüp baktığımızda 36 yıl, 2026 şubat ayının sonu ile bitiyor.