İftarı Pendik'te yapınca Gebze'ye dönmem geç saatleri buluyordu.


Marmaray'dan indiğim gibi otobüs durağına gittim.

Durakta benden başka kimse yoktu.

Ya da ben öyle zannettim.

Oturmak için arkamı dönünce, kuyruğu, kulakları ve alnı alaca, vücudu beyaz olan bir kedi gördüm.
"Müsaade edersen yanına oturabilir miyim?" dedim.
Yüzüme baktı, yüzünü çevirdi ve bir ayağı ile başını kaşımaya başladı. Sanki "Bana ne, ne yaparsan yap." der gibiydi.
“Sokak kedisi ne yapacağı belli olmaz.” dedim ve aramızda bir oturak boşluk bırakarak oturdum.
Kedi başını hafifçe kaldırarak beni süzdü. Sonra ağır adımlarla aramızdaki boş koltuğa geldi, oturdu. Ben de elim ile başını okşayınca, kendini iyice oturağa yaydı.
"Keyfin yerinde galiba." dedim.
Yavaş yavaş bana yaklaştı ve ön patisini benim dizime uzatarak dokundu.
"Hayırdır, kardeş?" dedim.
“Kucağına gelebilir miyim?” der gibi iki kere daha dizime dokundu. Sonra da yavaş yavaş kucağıma gelerek oturdu.
"Anlaşıldı, sen sevgi istiyorsun." dedim.
Elim ile başını sevmeye başladım.
"Oo! Keyfin yerinde." dedim.
Kedi, gözlerini hafifçe kısarak mırıldandı:
"Abi, ömrümde şurada iyi insanların kucağında biraz keyif yapıyorum."
"Yuvan nerede?" diye sordum.
"Ne yuvası?” dedi. “Nerede sıcak bir yer bulsam orada uzanıyorum. Yani anlayacağın, nerede akşam orada sabah. Bazen kötü insanlar gelip beni kovalıyorlar. Ben insanlara ne yapıyorum ki?"
"Her insan bir olmuyor işte." dedim.
"Abi benim iki yıllık ömrüm sokaklarda ve bu tren garının etrafında geçti. Ben insanı gözünden tanırım."
"Ya!.." dedim merakla.
"Annem beni şu karşıdaki harabe binanın bahçesinde doğurdu. Doğduğumuz zaman dört kardeştik. Annemiz hep yanımızdaydı. Birkaç güne gözümüz açılmıştı. Annemiz zaman zaman bizi bırakıp yiyecek aramaya gidiyordu. Biz de kardeşlerim ile yuvarlanıp duruyorduk. Bir gün annemiz bizi ağzı ile baraka gibi bir yere taşımaya çalıştı. İki kardeşimi taşımıştı, bizi almaya gelmişti ki bir adam şiddetle annemin peşine düştü. Annem geri döndüğü gibi kaçtı. Biz ortada kalmıştık. Adam bir eline beni, bir eline de kardeşimi aldı. Öylesine sıkı tutuyordu ki kemiklerim kırılacak gibi hissediyordum. Korkudan sesimi bile çıkaramıyordum.” diye anlatıyordu ki sustu.
"Ne oldu, niye sustun?" diye sordum.
"Otobüs geliyor abi. Binip gideceksen hikaye yarım kalmasın." dedi.
"Hikâyeni merak ettim. On beş dakika sonraki otobüse binerim. Ne olur devam et."
"Adam bizi bir hışımla çöpün içine attı. Dakikalarca kendime gelemedim. Sonra etrafıma bakındım. Derin bir çöp kutusunun içindeydim. Kardeşimi aramak istedim ama her yerim acıyordu. Son bir kuvvetle kutunun diğer ucuna sürünerek gittim. Zavallı kardeşim orada yatıyordu. Yüzünü yaladım, benimle oynayan yuvarlanan kardeşimden ses çıkmadı. Anladım ki bu kötü insanların dünyasında tek başıma kalmıştım. Uzun süre çöp kutusunun içinde kaldım. Biraz gücümü toplayınca çöp kutusundan çıkmak için hamleler yaptım. Ama öylesine derindi ki ben de öylesine küçüktüm. Zıpladıkça yere düşüyordum. Sonra bütün ümidimi kestim ve havanın kararmasıyla ben de bu çöp kutusunun içinde uyudum. Sabah bir gürültü ile uyandım. Bir büyük el çöp kutusunu çekiyordu. ‘Kötü insanlar geldi.’ diye kutunun en kuytu köşesinde titremeye başladım. Kutuyu eğince o hızla ben de yerimden kaymaya başladım. O an ağzımdan 'miyav!' diye bir ses çıktı. O anda dışarıdan bir ses duydum. 'Çöpün içinden ses geliyor.' dedi biri. Diğeri de 'Boşalt gitsin, oğlum.' dedi. ‘Olmaz.’ dedi o iyi yürekli insan ve çöp kutusunu düzletti. Üzerime çöpler döküldü. O iyi insan beline kadar çöpün içine girdi ve eli ile karıştırınca beni gördü. 'Oy! Seni yaratana kurban olayım.' dedi. Çekti aldı beni. İki eli ile birlikte beni temizliyordu. Bir taraftan da beni durmadan nazlandırıyordu. 'Sen ne güzelsin. Senin burada ne işin var. Şu güzel patilerini severim...' Bütün insanlar ne kadar kötü derken, Rabbim bu iyi insanı karşıma çıkardı. Çöp kamyonunun kenarında bulunan bir kutunun içine koydu beni. Saatlerce çalıştı. Sonunda işi bitmişti. Kolunun altına beni alarak eve doğru gitti. Evde iki erkek çocuk vardı. Kutuyu yere koydu, kapağı açtı. Dört kapkara göz bana bakıyordu. Bir süre sessizce bakıştık. Sonra bir çığlık koptu. İki çocuk da çılgınca sevinerek bağırıyordu. Evin bir köşesinde babaları ile bana bir köşe yaptılar. O iki kardeş ile yuvarlanıp gidiyorduk."
"Ne güzel kendine bir yuva bulmuşsun, şimdi niye sokaktasın?" diye sordum.
"Evet, o günler çok güzeldi. Ama uzun sürmedi. Kendileri fakir ama gönülleri zengin bu insanlar ev kirasını ödeyemeyince kapıya ev sahibi dayandı..."
"Şey!..." dedim.
"Ne oldu?"
"Bu son otobüs." dedim. Bunu da kaçırırsam ben de senin gibi sokakta kalacağım."
"Git. Hiç olmasa sen sıcak bir yuvaya git."
"Ama sana söz bir gün bu hikâyeyi dinlemeye devam edeceğim."
Ben otobüse binerken o sadece bakıyordu.