Bence Türkiye yarın yeni bir güne uyanacak.(yeni derken yeni olan yeni değil)

Yarın herkes “kimler kimlerle” diyecek.

Politika sahnesinde transfer sezonu açıldığında, gözünü ekranlara dikip “Kimler kimlerle beraber...” diye hayretle iç çekenlere verilebilecek en nükteli cevap, siyasetin o hiç değişmeyen simya kuralında gizlidir.

Yarın Büyük Siyasi Simya(değersiz metalleri altına çevirmek) tekrar devreye girecek.
Rozetler Değişir, Koltuklar Baki Kalır.

Vakit tamam; takvimler 14 Ağustos’u gösterdiğinde siyaset sahnemizin o meşhur “transfer fırtınası” başlar. Ekran karşısına geçip çayından bir yudum alan yorgun vatandaş, rozeti yeni takılan isimleri gördükçe gayriihtiyari o efsane repliği mırıldanır: “Kimler kimlerle beraber...”

Oysa şaşırmak, bu coğrafyanın siyasi geleneklerine biraz haksızlık etmektir. Siyasette yollar ayrılmak için çizilir, kollar ise günü geldiğinde kavuşmak için açılır.

E hikaye anlatmadan olmaz tabi.

Rüzgârı Koklayan Siyasetçinin Hikâyesi

Zamanın birinde, fırtınası eksik olmayan bir liman kasabasında yaşayan bir kaptan varmış. Kaptanın teknesinde tam dört farklı renkte yelken bulunurdu. Limandakiler merak edip sormuş:
—“Yahu Kaptan, Rüzgâr kuzeyden esince kırmızı yelkeni, güneyden esince yeşil yelkeni açıyorsun. Senin gerçek rengin hangisi?”
Kaptan bıyığını büküp gülümsemiş:
—“Benim rengim yelkenlerin rengi değil evlat; benim rengim, beni kıyıya çıkaracak olan rüzgârın yönüdür.”

İşte 14 Ağustos transferleri tam olarak bu hikâyedeki yelken değişimidir. Dün meydanlarda birbirine en sert lafları yetiştirenler, aynı mikrofonun önünde “Zaten fikirlerimiz hep aynı noktada buluşuyordu” derken yüzlerinde milim mimik oynamaz. Çünkü siyaset sahnemizde ideolojiler pamuk ipliğine, istikbal ise çelik halatlara bağlıdır.

Biri size gelip “Gördün mü, falan kişi de oraya geçmiş, kimler kimlerle yan yana geldi!” diye dert yanarsa, ona şu üç altın kuralı hatırlatın:

Siyasette Küs Kalınmaz, Sadece Parantez Açılır: Dün söylenen ağır sözler düşmanlık değil, gelecekteki olası transferin pazarlık payıdır

İlkeler Geçici, Rozetler İğnelidir: Bir rozeti çıkarmak için bir miktar mahcubiyet gerekir sanırsınız; oysa gereken tek şey bir ceket yakasıdır. Yaka aynı kalır, iğnenin ucundaki logo değişir.

Meydan Farklı, Mutfak Aynı: Seçmen sandık başında uzlaşamazken, siyasetçiler iktidarın ve gücün sıcaklığında en konforlu masayı paylaşmayı gayet iyi bilir.

Bu yüzden 14 Ağustos’ta ekran başında “O da mı geçmiş?” diye şaşıranlara verilecek en güzel yanıt bir tebessümdür.

Çünkü bu topraklarda rüzgâr nereden eserse essin, “Dün dündür, bugün bugündür” mirası hiç bitmez. Kimin kiminle olduğunun bir önemi yoktur; önemli olan, o büyük tiyatro sahnesinde perdenin hiçbir zaman kapanmıyor oluşudur.