Hani o iyi çıkış yaptı denilen Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, beyninin arkasındaki düşünceyi gün yüzüne çıkararak iktidarın muhafazakar/dindar kadrolarına yönelik yolsuzluk eleştirileri yaparken kullandığı "başörtülü bakanınız milleti soydu/dolandırdı"ifadesini kullandı.

Son yapılan büyük yolsuzluklardaki kişilerin başlarının kapalı olması ile ilgili bir sorunumuz yok bizim.

Oysaki bizim için "Başörtüsü hiçbir kabahatin örtüsü haline getirilmemelidir"

Bizim derdimiz düşünce ile.

Ülkeyi kutuplaştıran İktidar partisi Her sıkıştığında şapkadan tavşan çıkarırcasına, çıka çıka gene türban çıkarıyorsa...
Sarıla sarıla gene türbana sarılıyorsa...
Hiç olmazsa bir mebus fazladan alabilmek için, seçim sistemini değiştirelim, dar bölgeye çevirelim, oval yapalım, baraj üçgen olsun gibi, sinekten yağ çıkarma taktiklerine başvurmak için yer arıyorsa...
Sık sık yaptırdığın anketlerdeki oy kaybın, tahminimizden de büyük demektir.

Esasında türban kadında hiç bir zaman sorun değildi.

Sorun, kadınların saçının açık veya kapalı olmasında değildi ki? Sorun daima, beyni haşemalı düşünceydi.

Bakın şimdi…

Benim başörtülü bacıma saldırdılar diyorlardı…
Başörtülü bacılar darbeci çıktı, hem devlete, hem kendilerine saldırdı.
Kendi elleriyle kelepçe taktılar.

Senelerce başörtümüz yüzünden üniversiteye giremedik, suçlu muamelesi gördük, mağdur edildik diye oy istediler…
Atadıkları ilk türbanlı rektör fetocu çıktı, kendi elleriyle terör örgütü üyeliğinden tutukladılar.

Mayo reklamları abdestimizi bozuyor diye paravanlarla kapattılar, İstanbul'un Ankara'nın caddelerini türban reklamlarıyla donattılar…
En ünlü türban firması fetocu çıktı, kendi elleriyle kapattılar.

İmam hatipten terörist çıkmaz, imam hatipten terörist yetişmez diyorlardı…
Sırf diyanet'te iki bine yakın imam, müezzin, müftü fetocu çıktı.
Diyanet'in “bayan” Kuran kursu eğitmenleri fetocu çıktı.
Kendi elleriyle tutukladılar, kendi elleriyle meslekten attılar.

Türbanlı gazeteci, kumpas davaları sırasında twitter'dan şarjör boşaltıyordu, subay eşlerinin “saçı”yla alay ediyordu.
“Balyoz kadınlarının hepsi sarışın, hangisi hangisinin eşi karıştırıyorduk, eşlerinin fotoğrafı basılı tişörtler giymişler, işimiz kolaylaştı” diyordu, kahkahalarla gülüyorlardı…
O türbanlı gazeteci fetocu çıktı, kendi elleriyle tutukladılar.

Kendi elleriyle Tbmm Üstün Hizmet Ödülü verdikleri, eli öpülesi örnek insan dedikleri işadamının türbanlı eşi, fetocu abla çıktı.

Yakasında Atatürk rozeti taşıyan hemşirenin hiçbir gerekçe gösterilmeden görevden alındı.

Onun yerine, yönetmeliğe aykırı şekilde türban üstü peruk takan hemşireyi atadılar, türban üstü peruklu hemşireye itiraz eden başhekimi görevden aldılar, sonra da türban üstü peruklu hemşireyi, kamu hastaneleri birliğinde terfilerden sorumlu müdür yaptılar…
O türban üstü peruklu hemşire fetocu çıktı, kendi elleriyle tutukladılar.

IŞİD lideri Ebubekir Bağdadi'nin eşini, kızını, ablasını, gelinini yakaladılar.
Gururla dünyaya açıklıyorlar, övünerek fotoğraflarını yayınlıyorlar.
Hepsi türbanlı.

Türbanı ebedi masumiyetin simgesi haline getirmeye çalışıyorlardı, adeta temiz sicil kağıdı, iyi hal belgesi, diploma haline getiriyorlardı, terfi alabilmek için eşinin mutlaka türbanlı olması gerekiyordu…

Tam 6 yıldır türbanlı tutuklamak zorunda kalıyorlar!
Hayır, amacım elbette başörtülü insanlarımızı rencide etmek değil.
Tam tersine…
“Başörtülü bacı” sömürüsüyle genelleme yapmanın ne kadar yanlış olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Çünkü sorun, kadınların saçının açık veya kapalı olmasında değildir.
Sorun daima, beyni haşemalı düşüncededir.

Hazır her yapılan yanlış için rabbimden af dilenirken, günahı alınan başörtüsüz kadınlardan da özür dilenmesi gerekir.