Biz bu sütunlarda çok uzun zamandır “Türkiye’nin hiç değişmeyen tek gündemi ekonomidir, bunun dışında ne varsa ekonomik alanda meydana gelebilecek olumsuzlukları saklamak ve belli bir süre başka noktalara yönlendirmektir” diye yazar durur ve ısrarlı bir şekilde bu tezimizi savunuruz.

Türkiye’de nerede ise son on yıldır ekonomik noktada sıkıntılar var, ancak bir taraftan yukarıda yazdığımız gibi “içi boş gündemler” diğer taraftan sürekli yerel seçim, Referandum, Genel seçim, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi derken asıl konuşulması gereken ekonomiye bir türlü sıra gelmiyordu.

Özellikle cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildikten sonra Türkiye olanca hızı ile kaçtığı ekonomik gündemi tam kucağında buldu, bulduktan sonra da bizim yukarıda bahsettiğimiz “suni gündemlerin” tamamını elinin tersi ile bir tarafa itip “bizim asıl ve değişmeyen tek gündemimiz ekonomidir” fikrini seslendirmeye başladı.

Hatırlayan okuyucularımız çoğunluktadır, Cumhurbaşkanı Erdoğan 2018 yılında yapılan seçim öncesi “Verin bu kardeşinize yetkiyi görün bakın Türkiye nasıl kısa zamanda uçacak” şeklinde propaganda yapmış ve sandıklar açıldığında Erdoğan “Seçilmiş ilk cumhurbaşkanı” olarak tarihteki yerini almıştı.

Dikkat edin o günden içerisinde bulunduğumuz şu günlere kadar Türkiye içerisine düştüğü ekonomik sıkıntılardan bir türlü kurtulamadı,

-Siyasette yaşanılan olumsuzluklar,

-Daha önceden partide görev yapanların ayrılıp yeni parti kurmaları

-Yabancı sermayenin ülkeyi terk etmesi

-Ekonomik noktadaki belirsizlikler”

derken daha önce hiç yaşamadığımız olumsuzluklar ile karşı karşıya kalmaya başladık.

Dikkat edilirse 31 mart 2019 tarihinde yapılan yerel seçim de adeta bir genel seçim havasına sokuldu, İktidar elinde bulundurduğu tüm yetkileri en üst noktada kullanmaktan çekinmedi, Milet İttifakının belediye başkan adaylarını başta “terörist” olmak üzere var olan tüm olumsuz benzetmelerle donattı.

Halbuki neticede Türkiye’de var olan il-ilçe ve beldeleri yönetecek başkanların belirleneceği seçimlerin tam bir dostluk havası içerisinde geçmesini beklemek bir vatandaş olarak bizimde en tabii hakkımız ancak belirttiğimiz gibi iş bir anda kavga olarak sahaya sürülmüş oldu.

31 Mart tarihinde başta İstanbul ve Ankara olmak üzere çok sayıda belediye iktidar partisinin elinden çıkıp muhalefet partilerine geçince o zamana kadar üstü bir şekilde örtülen olumsuzluklar artık gizlenemez oldu, bu noktada başlayan kavga siyaseti de bir türlü sona erdirilemedi.

O noktadan sonra siyaset kendi içerisine hapsolunca yatırımlar da yapılamaz hale geldi, Bir taraftan içerisinde bulunduğumuz sert siyaset diğer taraftan dışarıdan gelen ve bizi yıllar yılı rahat tutan yabancı sermayenin bize “elveda” diyerek terk etmesi bizi içerisinde bulunduğumuz sıkıntılar ile baş başa bırakmaya başladı.

Geçtiğimiz ay Dolar ve Euro da başlayan ve bir türlü durdurulamayan yükseliş herkesi büyük bir şaşkınlık içerişinde bıraktı, ekonomi yönetimine gelenlerin bir biri ardına el çektirilmesi sonrası yılbaşı öncesi yapılan bir operasyon ile dövizde kısmi bir düşüş gerçekleştirildi.

Yeni yıl dolayısı ile “olmazsa olmaz” diye bildiğimiz her şeye çok büyük zamlar yapıldı, kısa bir zaman önce zam yapanları hainlikle stokçulukla suçlayan yöneticilerin sıra kendi yaptığı zamlara geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi davranması da ayrı bir kara mizah.

Ekonominin ülke yönetimlerinde ne kadar önemli olduğunu Türkiye’deki 84 milyon insanın tamamının öğrenmesi ister istemez siyasetçileri de sıkıntıya sokmuş durumda.

Vatandaş sadece ve sadece evine götüreceği ekmeğin derdinde, Bunun dışındaki sorunların çözümü için zaten seçimde oy veren kitlelerin ülkenin gerçek gündemi olan ekonomi ile tanışmasını en azından bir kazanç olarak görmemiz gerekiyor.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner266

banner263